Manisa’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 104. yıl dönümü, kentte düzenlenecek çeşitli etkinliklerle anılacak. 8 Eylül 1922, yaklaşık üç yıl süren işgalin sona erdiği tarih olmasının yanı sıra, ağır bir yıkımın ardından Manisa’nın yeniden ayağa kalkışının da başlangıcı oldu. İşgal yıllarında büyük acılar yaşayan kent, kurtuluşun ardından Cumhuriyet’in ilk yıllarında yeniden inşa edilerek bugünlere ulaştı.
İŞGALE KARŞI DİRENİŞ ÖRGÜTLERİ KURULDU
Yunan ordusu İzmir’in işgalinden kısa bir süre sonra 26 Mayıs 1919’da Manisa’yı da işgal etti. İşgal yaklaşık 3 yıl 3 ay sürdü. Bu süreçte Manisa ve ilçelerinde işgale karşı çeşitli direniş örgütleri kuruldu. Merkezde İstihlâs-ı Vatan Cemiyeti, Demirci’de Müdafaa-i Hukuk teşkilatları ve Kuvayı Milliye grupları faaliyet gösterdi. Manisa’nın kurtuluş mücadelesinde Demirci Akıncıları, Gördesli Makbule (Makbule Efe), Parti Mehmet Pehlivan ve Halil Efe gibi isimler ise işgale karşı verilen mücadelenin sembolleri olarak öne çıktı.
YUNAN ARTÇI BİRLİKLERİYLE SAVAŞARAK ŞEHRE GİRDİLER
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’un ve 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin zaferle sonuçlanmasının ardından Türk ordusu Ege’ye doğru ilerledi. Fahrettin (Altay) Paşa komutasındaki birlikler Yunan direnişini kırarak Batı Anadolu’da hızla ilerledi. 8 Eylül 1922 günü Manisa kurtarıldı, ertesi gün ise İzmir’e girildi. Kaynaklarda, Manisa’yı kurtaran 1. Süvari Tümeni’ne bağlı birliklerin komutanı olarak Teğmen M. Seyfettin (Çalbatur) Bey’in adı geçerken Türk süvarileri Horozköy ve Manisa bağları çevresinde son Yunan artçı birlikleriyle çatışarak kente girdi. Kurtuluş sonrasında şehir neredeyse tamamen harap durumdaydı. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte yeniden imar süreci başladı. 1923’te Saruhan adıyla vilayet olan şehir, 1927 yılında Manisa adını aldı. Zamanla tarım, sanayi ve ticaret alanlarında gelişerek Ege Bölgesi’nin önemli merkezlerinden biri haline geldi.
ŞEHRİN TAMAMI ALEVLEERE TESLİM OLDU
Manisa’nın kurtuluşunu Türkiye’nin diğer birçok kentinden ayıran en önemli olay ise büyük Manisa yangınıdır. Yunan birlikleri Manisa’dan geri çekilirken şehrin tamamını ateşe verdi. 5 Eylül gecesi başlayan yangın 8 Eylül’e kadar devam etti. Şehrin önemli bölümü kül oldu. Tarihi camiler, konaklar, çarşılar, kütüphaneler ve yüzlerce yıllık kültürel miras büyük zarar gördü. İskoç tarihçi Lord Kinross’un aktardığı bilgilere göre yangın sonrasında yaklaşık 18 bin binadan yalnızca 500’ü ayakta kalabildi.
3 BİN 500 KİŞİ YANGINDA HAYATINI KAYBETTİ
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATESE) Daire Başkanlığı arşivleri ile TBMM tarafından bölgedeki yıkımı incelemek üzere kurulan Tetkik-i Mezalim Komisyonu tutanaklarına göre Manisa merkezindeki can kaybı 4 bin 355 kişi olarak kayıtlara geçti. 855 kişi Yunan askerleri ve yerli işbirlikçileri tarafından vurularak ya da darbedilerek öldürülürken 3 bin 500 kişi ise yangın sırasında alevlerin arasında kalarak hayatını kaybetti. Yangın öncesinde Manisa'da yaklaşık 11 bin ile 14 bin arasında konut bulunmaktaydı. Yangın taburlarının (tahrip taburları) planlı kundaklaması sonucu şehrin yüzde 90'ı tamamen yok oldu. Dönemin hasar tespit komisyonu raporları, şahitlik tutanakları ve Nuri Yörükoğlu'nun notlarına yansıyan resmi bilançoya göre, Manisa'da bulunan yaklaşık 14 bin evden sadece bin 180’i yangından kurtulabildi. Şehrin tarihi ve kültürel dokusunu da hedef alan planlı kundaklama neticesinde 36 büyük cami ve külliyeden sadece 12'si ayakta kalabilirken 60 mescidin 45'i kül oldu ve 4 büyük kütüphaneden 3'ü içindeki nadide el yazması eserlerle birlikte yok edildi. Kent ekonomisinin can damarı olan Şevket, Sadık, Balyoz ve Malta fabrikaları ile un değirmenleri tamamen yakılırken, bu ağır tahribat uluslararası gözlemcilerin raporlarına da çarpıcı ifadelerle yansıdı. Dönemin Fransız Hükümet Temsilcisi Henry Franklin-Bouillon kentteki 11 bin evden sadece bininin ayakta kalabildiğini aktarırken, ABD Konsolos Yardımcısı James Loder Park ise hazırladığı resmi raporda, "Manisa neredeyse tamamen haritadan silindi; 10 bn 300 ev, 15 cami, 2 hamam, 2.278 dükkan, 19 otel ve 26 villa imha edildi. Bu şehirlerin yakılması ne düzensiz ne de kaza eseriydi; aksine iyi planlanmış ve iyice organize edilmiş bir tahribattı" ifadeleriyle yıkımın sistematik boyutunu gözler önüne serdi.