Manisa Barosu Başkanı Sevgi Başak Yeşil, Manisa basınıyla buluştu. Gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Manisa Barosu Başkanı Sevgi Başak Yeşil, Manisa Barosu olarak birçok davayı yakından takip ettiklerini söyledi. Yeşil, “Davaları takip ediyoruz. Gerek kadın cinayetleriyle ilgili, gerek çocuk cinayetleriyle ilgili dosyaları, gerekse Kartalkaya davası gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi davası gibi toplumsal davaları takip ediyoruz. Bunlar biliyorsunuz 30 Nisan itibariyle özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında bir ara karar bekleniyor. Savunmalar yapıldı. Bizim için burada en önemli hususlardan bir tanesi meslektaşımız avukat Mehmet Pehlivan'ın tamamen avukatlık görevi sebebiyle sadece ve sadece avukatlık faaliyeti yaptığı için çok uzun zamandır tutuklu olması mesleğini dahi yapamaz halde olması ki aynı dosyada biliyorsunuz Ekrem İmamoğlu'nun avukatı olarak kendisi zaten bu sebepten tutuklu durumda. Bu bizim için hiç kabul edilebilir bir durum değil” dedi.

İŞÇİ-HAK-EMEK MÜCADELESİ ÖNEMLİ
Yeşil, “Aynı zamanda biliyorsunuz tutuklu olan haklarında kesinleşmiş kararları olmasına rağmen farklı muamelelere tabi tutulan başka o meslektaşlarımız da var. Örneğin Can Atalay. Biliyorsunuz o da çok uzun zamandır cezaevinde. Can'ın bizim için önemi tabii biliyorsunuz Soma davalarının baş aktörlerinden biriydi kendisi. Şubat ayı içerisinde Sosyal Haklar Derneği tarafından yapılmış bir belgesel var Can'ın hayatına dair. Soma ilçesinde biz bunu gösterimini yapmıştık. Bu senede 13 Mayıs biliyorsunuz Soma Maden faciamızın yıl dönümü. Onun öncesinde 12 Mayıs'ta merkezde yapacağız bu belgeselin gösterimini. Şimdiden bütün Manisalıları buna da davet etmiş olalım. Çünkü Can’ın mücadelesi, canın toplumsal davalarda verdiği hukuk mücadelesi sadece hukukçulara değil tüm topluma ilham olması gereken bir mücadele. Biz de buna çok kıymet veriyoruz. Çok sevgili Büyükşehir Belediyemiz, Yunusemre Belediyemiz, Şehzadeler, Belediyemiz buna destek veriyorlar. Sağ olsunlar. Aynı zamanda Soma Belediyemiz de Soma'daki gösterimimize destek vermişti. Tabii konu madene gelince biliyorsunuz yine çok güncel bir konu olan Doruk Maden direnişi dün itibariyle işçilerin haklarına kavuştuğu haberi ile sonuçlandı. Bu da işçi mücadelesinin ve hak-emek mücadelesinin aslında ne kadar kıymetli olduğunun yine çok önemli bir göstergesi. Bu konuda da biz yine hepsine geçmiş olsun diyoruz ve aslında bu kadar keskin bir hakkın, ücret hakkının ve çalışma hakkının bu şekilde bir mücadele ile kazanılması utanç verici. Yani normalde 11-12 ay boyunca çalışmış fakat sadece 2 ay ücret alabilmiş bir şirketten bahsediyoruz. Bu mücadeleye destek veren her herkese de çok teşekkür ediyoruz. Önümüzde 1 Mayıs var. Yine emek mücadelesi açısından en önemli gün. Biz Manisa Barosu olarak Emek Barış ve Demokrasi Platformu olarak bu sene yine 1 Mayıs'a katılım göstereceğiz avukatlarımızla birlikte. Yine halkımızı da 1 Mayıs'a destek vermeye, avukatlarımızı, meslektaşlarımızı da 1 Mayıs'a destek vermeye buradan davet etmiş olalım” diye konuştu.

HUKUK HIZLI İŞLENMELİ
Hukukun hızlı işlenmesinin gerekli olduğunu kaydeden Yeşil, “Çok güncel ve yine çok utanç verici bir dosya Gülistan Doku dosyası var. Gülistan Doku yaklaşık 6 senedir tozlu rafları arasında bekletilmiş. Çok hızlı bir şekilde aslında aksiyon alınmış olsaydı belki çok daha kolaylıkla çözülebilecek bir dosya çok kaotik hale getirilmiş. Ve yine burada tabii cesur hakim ve savcıların cesur avukatların rolü yadsınamaz ve onlar sayesinde bu ortaya çıkmış durumda. Bu da bize tabii hukukun ne kadar hızlı işlemesi ve ne kadar insan hayatı ile ilgili bu anlamda hızlı aksiyon alması gerektiğinin en güzel göstergelerinden bir tanesi. Tabii dosya şu an soruşturma aşamasında olduğu için konuşmak çok doğru değil ama gelişmeler açısından rolü geçen herkese orada da teşekkür ederim” dedi.

ÇOCUKLARIMIZI ŞİDDETE KARŞI EĞİTEBİLDİĞİMİZ ÖLÇÜDE GÜÇLÜYÜZ
Okullarda meydana gelen saldırılara değinen Yeşil, “Daha içimizi çok acıtan yaklaşık 2 hafta kadar önce Urfa'da sonra Maraş'ta olan okul saldırıları bizler için yine özellikle çocuklar şiddet ve çocukların okul güvenliği açısından ne kadar toplumsal olarak zayıf olduğu gösterdi. Derler ya toplumun en zayıf noktası kadar güçlüsünüz. Biz de çocuklarımızı koruyabildiğimiz ölçüde çocuklarımızı şiddetten koruyabildiğimiz, çocuklarımızı şiddete karşı eğitebildiğimiz ölçüde güçlüyüz. Bu tabii bizim bir benim aynı zamanda bir anne olarak da vicdanımı çok sızlatan bir konu. Bununla da ilgili 7 Mayıs'ta psikiyatristler, rehberlik uzmanları, psikologlar ve çocuk hukuku, çocuk hakları konusunda uzman hukukçular eşliğinde Bedesten Salonu'nda bir sempozyum gerçekleştireceğiz. Yine halka açık şekilde çocuğa karşı şiddet ve çocukların şiddetten korunmuş ana başlığı altında neler yapılabilir toplumsal olarak nelere dikkat etmeliyiz? Anne babalar olarak, hukukçular olarak nelere dikkat etmeliyiz konulu bir sempozyum yapılacak” diye konuştu.

YAPAY ZEKA SAVUNMA MESLEĞİNİN İNSANİ UNSURUNU ASLA TAŞIYAMAZ
Nitelikli hukukçu yetiştirmek gerektiğini vurgulayan Yeşil, “Türkiye Barolar Birliği'nin verilerine göre Türkiye'de an itibariyle 206 bin avukat var. Türkiye 85 milyon nüfuslu bir ülke. 206 bin avukat Türkiye'deki hukuk uyuşmazlıklarının sayısı ve niteliği ve vatandaşların hukuka erişimi açısından çok yüksek bir rakam değil. Buradaki problem nitelikli hukukçu yetiştirmek, nitelikli avukat yetiştirmek ve vatandaşın avukata erişimi ve vatandaşın avukata avukat ile dava takip edebilme kültürünü geliştirmek. Örneğin biliyorsunuz Sayın Adalet Bakanı geçtiğimiz hafta şöyle bir açıklama yaptı. Yapay zeka programları geliştireceğiz ve avukat olmadan dava açılabilecek hale getireceğiz. Bir nevi sanal arzuhalciliğe yönlendirir. Ve açıkçası vatandaşın gözünde avukatı son derece itibarsızlaştıran bir açıklama bu. Bizim için kesinlikle kabul edilemez. Çünkü yapay zeka savunma mesleğinin insani unsurunu asla taşıyamaz. Ve savunma olmadan sav, savunma, hüküm diyalektiği içerisinde yargının üçlü sac ayağında vatandaşın hukuka erişimi sakatlanır. Burada dediğim gibi sıkıntı avukatların sayısında değil toplumun siyasetin ve vatandaşın avukata bakış açısında. Avukatsız dava takip edilemez kültürünün geliştirilmesinde. Nasıl doktorsuz ameliyat olmuyorsa, nasıl öğretmensiz eğitim olmuyorsa, avukatsız bir yargı sisteminin kabul edilebilir olmadığı algısının toplumda yerleştirilmesi gerekiyor. Türkiye'de bazı davalar hariç maalesef avukat tutma zorunluluğu yok. Özellikle geliştirilen farklı hukuki başvurular ile arabuluculuk gibi, uzlaştırma gibi bu gibi durumlarda avukat tutma zorunluluğu yok. Bu gibi durumlarda avukatlara ödenmesi gereken bir maktu vekalet ücreti yok. Avukatların mesleki anlamda özellikle ekonomik anlamda belini büken bunlar avukat sayısı değil. Ama bizler barolar olarak özellikle şu açıdan çok da şanslıyız. Biliyorsunuz meslektaşını yetiştiren çok az meslek vardır. Hukuk Fakültesi mezunu hukuk fakültesi mezunudur. Avukatlık meslek yüksekokulu mezunu değildir. Barolarda avukat oluruz biz. Ve barolar açısından ve avukatlık mesleği açısından kalitenin ve nosyonun arttırılması açısından çok faydalı olduğunu düşünüyoruz biz bu sınavın ve bizlerin de stajyerlerimizle hem ilişkilerimiz hem eğitim süreçlerimizin çok çok daha kaliteli ve çok çok daha iyi yürüdüğünü gözlemliyoruz. Bu sadece benim Manisa Barosu Başkanı olarak gözlemlediğim diğer baro başkanı arkadaşlarım da bu şekilde düşünüyorlar. Yani genel olarak söylemek istediklerim bu konuda bu şekilde” dedi.

CÜNEYT HASÇELİK-TUĞÇE YALÇINKAYA