14 Şubat: Sevgi takvime sığar mı?
Bugün 14 Şubat. Sokaklar kırmızıya çalıyor, vitrinler kalp desenleriyle dolu, sosyal medya sevgi cümleleriyle taşıyor. Herkes birbirine iyi kiler fısıldıyor. Peki bir soru: Sevgi gerçekten takvimde tek bir güne mi sığar? 364 gün buz gibi olup bir gün sırf kalıplaştığı için sevgi cümleleri mi kurulmalı?
Sevgi, yılda bir kez hatırlanacak bir duyguysa, geriye kalan 364 günde ne yapıyoruz? Soğukluk biriktirip 14 Şubat’ta mı telafi ediyoruz? Bir güne sığdırılan jestler, diğer günlerdeki ihmalin üzerini örtebilir mi? Bana kalırsa sevgi, sürpriz hediyelerden, aceleyle alınmış çiçeklerden ya da sosyal medyada paylaşılan romantik fotoğraflardan çok daha fazlası.
Sevgi, yorgun bir omza dokunmaktır. Aynı sofrada göz göze gelmektir. Bazen susup anlamaktır. Bazen kırıldığında onarmayı bilmektir. Sevgi, gösterilmediğinde eksilen, paylaşıldığında çoğalan bir duygudur. Bu yüzden bir güne hapsedildiğinde anlamını yitirir.
Elbette 14 Şubat’ın da bir hikâyesi var. Rivayetlere göre Roma döneminde, İmparator II. Claudius’un evlenmeyi yasakladığı askerleri gizlice nikâhladığı için idam edilen Aziz Valentine’e dayandırılır. Yani bugünün temelinde bile, yasaklara rağmen sürdürülen bir bağlılık, bir fedakârlık var. Demek ki mesele pahalı hediyeler değil; göze alınan risk, verilen değer, duyulan sadakat.
Belki de asıl soru şu: Biz sevgiyi gerçekten yaşıyor muyuz, yoksa sadece kutluyor muyuz?
Sevgi, yılda bir gün hatırlanacak bir durum değil, her gün yeniden inşa edilmesi gereken bir bağdır. “Ne iyi sevdiğini söyleyene, ne iyi ki sevildiğini bilene” dediğimiz o cümle, yalnızca 14 Şubat’ta değil, yılın her sabahında yankılanmalı.