YAĞMUR YAĞARKEN ŞEHRİN SOKAKLARINA GİDER ELLER KAMERALARA
Yağmur yağar, seller akar ve o bir türlü göremediğimiz Arap kızı camdan bakar.
Çocukluktan beri duyar olduk biz bu şarkıyı.
Ne Arap kızı imiş arkadaş!
O dillere pelesenk olan Arap kızı günümüzde yaşasa çoktan influencer(sosyal medya ünlüsü) olmuş, takipçilerine hitap ederdi.
‘’Sevgili takipçilerim, bugün olağanüstü bir şekilde yağmur yağıyor!’’ cümlelerini işitirdik herhalde…
***
Sosyal medya artık hayatımızı ele geçirdi.
Sardı, kuşattı.
Bir zamanlar MSN, Facebook vardı.
Allah var! Facebook hala var ve ben de aktif olarak kullanıyorum. Her ne kadar Face için yaş ortalaması yükselse bile ben oradan oldukça keyif alıyorum.
Esas bomba uygulama Instagram…
Aman Allah’ım! Influencer olan yerel tarihçi mi istersiniz, ev hanımlığınden küresel influencerlık makamına terfi eden Hanım Sultan mı istersiniz, milletin yanına sokulup sessizce tepki vermeyen ve öylece bakıp binlerce görüntülenme alan kişi mi, yoksa şehrin veli deli arası gidip gelen insanları pozladıktan sonra doğal halleriyle reels yapanlar mı?
Hepsi var. Gel vatandaş gel…
Karaköy pazarı ile Salı pazarı bunun yanında halt etmiş. Seçenek bol, müşteri çok. İşin ilginç tarafı müşteri olmasanız bile ürünler(pazarlanan metalar/mallar) karşınıza çıkıyor ve keşfette kayboluş başlıyor. Bu kayboluşun dinamiklerini siz okuyamadan o sizi okuyor. Ne seviyorsunuz, ne izliyorsunuz, ne hoşunuza gidiyorsa sizden daha iyi biliyor.
Güncel haber sitelerini okumak, köşe yazarlarını tek tek incelemek yerine pek çok vatandaşımız başlıkları ‘’Güncel, Anlık, Dakikalık, Şimdi, Hemen,’’ gibi 90’ların reklam filminden çıkmışçasına atılan haber sayfalarına yöneliyor. Bir de son dakika denilmezse olmaz.
Hikayeler, gönderiler, reelslerde kayboldukça bazen haber amacı taşıyıp taşımadığı şüpheli paylaşımlar görülüyor.
O paylaşımlar arasında yolda bir çukur, esnaftan komik bir dans, kasap dükkanının önünde bir kedi haber mahiyetinde olduğu düşünülüyor ve türlü türlü paylaşım araçlarıyla karşımızda duruyor.
Malum üzere son zamanlarda şehrimiz başta olmak üzere bir berekettir yağıp duruyor. Maşallah… Bazen çok fena bir yağmur yağıyor ve sırılsıklam üstümüz başımız su oluyor. İnsanız. Yağmurda ıslanmaktan çekiniyoruz.
Öf pöf yapsak da bu durum bizim hayatımızı yaşadığımıza, var olduğumuza dair bir delalet. Sonra ise duruluyoruz…
Çok şükür diyoruz…
Tabi altyapı, üstyapı her zaman öyle demiyor.
Bazı kavşaklar var ki… O da ne!
Orada küçük bir göl olmuş. Yok göl değil birer havuz. Havuz hafif kalır bir denizcik. Denizcik şöyle dursun orası kuruyan Gölmarmara gibi Gölkaraköy, Gölalaybey, Gölmuradiye olmuş.
Şehrin her yerinde bakageldiğimiz bu manzaraları ise elindeki son model telefonlarıyla güzelce çekip haber sitelerinde vatandaşlarımız paylaşıyor. MASKİ’de çalışan bir arkadaşımla yolda giderken önümde ‘’Anlık Üçpınar’’ diye bir video gördük ve o an sonrası bu yazı hisseme düştü. MASKİ personeli artan şikayet ve taleplerle uğraşmaya devam etmiş ve edecek. Elbette devletimizin diğer kurumları da…
Sosyal medyada pek çok şeyin anlık bir tepki ile akım olduğu, yükseldiği, kalabalıklarca paylaşıldığı bir ortamda Gölkaraköy, Gölmuradiye’de Survivor’ı yaşayan insanoğlu ise yaşadığı her anın birer paylaşılacak özne-bir meta-bir anı olduğunu düşünerek sırılsıklam bir vaziyette iken eli kameraya gider. Yüksek hızla hiç beklenmedik bir anda geçen arabanın çukurla temas etmesi sonucu yaşanan ıslanma hali ile kişinin başından kaynar sular akarken dışında ise bir Aquaman edasıyla yoluna devam eder.
Rezilce bir durum belki ama o dahi paylaşılabilir şu sosyal medyada.
Eller mi? Onlar hazır durur çekmeye…
Diller mi? ‘’Aman Allah’ım!’’ der devam eder söylemeye…