YENİLENME VE DEĞİŞİM

YAYINLAMA:

Herakleitos: “hiç kimse ırmağın aynı suyunda iki defa yıkanamaz” der. Burada hem ırmağın suyu hem de ırmakta yıkanacak kişi hem de zaman dilimi değişmektedir. Değişim insan hayatında bu kadar kaçınılmaz ve zorunludur. Ancak burada önemli olan değişim doğru okumak ve bunu doğru uygulamaktır.

Değişim, hem biyolojik hem psikolojik hem de sosyal boyutu olan bir kavramdır ve “İlahî bir kural”dır.

Kur’ân-ı Kerim’de:Yerde ve gökte olan canlılar, Allah’tan bir şey isterler, Allah ise her an yeni bir şeyler verir” (Rahman, 55/29) denerek değişimin sürekliliğine işaret etmektedir. 

Yine başka bir ayet-i kerime’de ise: “Bir topluluk kendisini değiştirmedikçe, Allah o topluluğun yönetim biçimini değiştirmez” (Ra’d, 13/11) denmektedir. Bu konu ile ilgili olarak son bir ayetin mealini verelim: “…Bir millet, kendilerinde bulunan güzel ahlak ve meziyetlerini değiştirmedikçe Allah da onlara verdiği nimeti, güzel durumu değiştirmez….” (Enfal, 8/53) 

İnsan her şeyden çabuk sıkılan, sürekli değişim isteyen bir varlıktır. Bu bakımdan insanın özünü oluşturan “kalb” kelimesinin Arapça anlamının da “değişim, dönüşüm, başkalaşım” olduğunu da düşünürsek bu konuyu daha iyi anlamış oluruz.

Değişim, aynı zamanda bir yenilik ve yenilenme de getirmektedir. “Tecdid”, “reform”, “ictihad”, “ısalahat” ve “ihya” gibi kavramlar da bununla ifade edilebilir.

Tarihten günümüze bu kadar zengin, geniş ve derin anlamlar içeren “değişim” sözcüğü ve bunu ifade eden kavramlar ne yazık ki, bugün “moda” gibi kavramlara indirgendi ve asıl mecrasından koparıldı.

Tabiatın ve insanın yaratılışında bile bir değişim, bir süreklilik yani bir “süreç” vardır. “Süreç felsefesi” bunu çalışır.

Tabiattaki bütün canlılar gibi insanın fiziksel yapısı ve hücreleri de sürekli değişmekte, yenilenmekte ve kendini tazelemektedir. Durgun su koktuğu ve bozulduğu gibi değişmeyen, 
kendisini yenilemeyen ve hareket etmeyen hiçbir varlık hayatta kalamaz. Bu anlamda hayat, bir harekettir. Hareket ise bir değişim, dönüşüm ve yenilenmedir.

Hulasa olarak; dinî, felsefî ve bilimsel değişim kuralını günlük hayatımıza uyguladığımız zaman şunu görürüz. İnsan, hem biyolojik, hem sosyal hem de psikolojik yönü baskın olan bir varlıktır. 

Biyolojik yönümüzü beslenme ile düzenleriz.

Psikolojik ve sosyal yönümüzü ise çeşitli dinî, kültürel, sanat, sosyal ve sportif etkinliklerle tatmin etmeye çalışırız. Bu ihtiyaçlar, kaçınılmazdır. Birini ihmal ettiğimiz zaman bunun yerini bir başka etkinliğin doldurması gerekir.

Bu anlamda tabiat, hem sosyal hem de fiziksel anlamda boşluk kabul etmez. 

Burada asıl önemli olan, bu değişimi doğru, zamanında ve yaratılışımıza, yani tabiatımıza uygun bir şekilde yapmak ve bunun için gerekli donanımı sağlamaktır.

Demagojik olarak kimileri değişimi, bozulma, sapma ve özden kayma olarak görseler ve böyle niteleseler de, bu doğru değildir. Hatta birçok dinî ve felsefî anlayışlar, bu yorum hatasından ortaya çıkmışlardır.

Değişmek, gerçeklerin özünü değiştirmek ve bozmak değildir. Değişmek zamana, mekâna ve şartlara göre hayatı yeniden okumak, yorumlamak ve kendini adeta güncellemektir. Belki burada asıl üzerinde durulması ve tartışılması gereken husus, kendisini değiştirmeden insanları ve toplumu değiştirmeye ve dönüştürmeye çalışanların çıkmazıdır.

Doğru olan herkesin zamanı, mekânı, şartları ve geleceği iyi okuması, kendisini ona göre hazırlaması ve dönüşmesidir. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız