Ali'nin diploması

YAYINLAMA:

 

Yıllar önce canını kurtarmak için üçüncü kat penceresinden atlayıp bir daha dönmediği okulun önündeymiş yıllar sonra. O koca binayla göz göze. Ona kalsa hiç uğraşmazmış. Çünkü o bu süreçte çoktan hayatını kurmuş. Yıllar geçmiş. Ülkenin sokaklarının, gençlerin yüreklerinin yangın yeri olduğu günler geride kalmış. Toprağa koyduğu arkadaşları da parmaklıklar ardına yolladığı arkadaşları da onun gibi hayallerini yarım bırakan arkadaşları da günahsız dar ağacına giden arkadaşları da olmuş.

Ali ise o günden sonra umutsuzluğa düşmeden kurmuş hayatını. Devletin milletin halini hep yakından takip etmiş. Kitap okumayı hiç bırakmamış. Ancak kendi hayatı içinde adımlar atmaya devam etmiş. Babasının yürüttüğü işlerin bir kısmını üstlenmiş. Güzel de yol kat etmiş üç yılda. Büyütmüş işlerini genişletmiş ciddi ticari çevre edinmiş. 

Bir akşam ailece oturmuş çay içiyorlarken bir SON DAKİKA haberi geçmiş. ‘ÜNİVERSİTELERE AF’ yazıyormuş kocaman harflerle. İhtilal bitmiş. Sokaklar sakinlemiş. Devlet eğitimini yarım bırakan gençlere ‘GERİ DÖNÜN’ çağrısı yapıyormuş. Herkes gözünü ona çevirmiş. Ancak onun boğazı düğüm düğüm olduğundan tek kelime edememiş. Sessizce kalkıp bahçeye çıkmış. Bir sigara yakıp gözlerini gökyüzüne dikmiş. Gözünün önüne bir bir kendi durumunda olan arkadaşları gelmiş. Peşpeşe yakılan üç sigaradan sonra yine sessizce eve geçip, boş bir çuval misali yatağına bırakmış kendini. 

O gece o evde ondan hariç iki kişi daha uyumamış. Annesi ve babası. İkisi de okulu bitirmesini çok istiyorlarmış. Ancak yaşananları da bildikleri ısrar edemiyorlarmış. O gece bir karar almışlar. Birkaç gün zaman verip, sadece bir kez konuşacakmış babası. Kararı ona bırakacaklarmış. 

Üç gün boyunca kimse konuyu açmamış Ali’ ye. Cuma namazı için abdest alıyorken babası;

  • Bugün beraber gidelim camiye demiş.

Ali;

  • Tamam baba.

Babası yolu uzatmak için evin yakınında ki caminin değil çarşıda ki Paşa Cami’nin yolunu tutmuş. Ali fark etmiş ama yorum yapmamış. Saat kulesinin önünden geçerken,

Babası; 

  • Ne düşünüyorusun?

Ali ;

  • Hiçbirşey.

Babası;

  • Okulu ne yapacaksın. Bir karar verdin mi?

Ali ;

  • Yok gitmeyeceğim. Düzense kuruldu. Tekrar derslere dönüp o sıralara bu yaştan sonra bir daha oturmayacağım.

Babası;

  • Git. Al diplomanı. İşler burada duruyor. Kaybedecek bir şey yok. Döndüğünde devam edersin. Hakkı yenen, bırakmak zorunda kalan, devam etmek isteyip edemeyen arkadaşların için git. Annende bende arkandayız.

Ali ;

  • Tamam baba.

Namaz sonrası dükkana biraz geç gitmiş. Onunda içinden geçen bunlar olsa da. İşleri yoluna koymuş olmak. Askerliğini tamamlamış olmak. Epey yol almış hissettiriyormuş. Okula dönmek sil baştan olacakmış onun için. 

Bir tarafı da vatana millete hayırlı işler yapacak bireyler yetiştirme fırsatının olacağı, çok değil üç yıl önce sokaklar cayır cayır yanarken. Bu vatanın çocukları haklı haksız demeden suç dosyası beğenmeye zorlanırken, bunlara karşı güçlü olacak bireylere örnek teşkil edip kuracakları geleceğe yön verecek olmak ağır basıyormuş içinde.

Dönmüş dükkana. Babasının cevap beklediğini biliyormuş. O yüzden göz göze gelmeden;

Ali;

  • Ben mahzene ineyim. Eksik malların listesini çıkarayım. 

Sonra ortalıktan kaybolmuş. Dükkanı kapatma saati gelene kadar da çıkmamış yukarı.

Akşam olmuş. Babasının kepenkleri yarıya indirme sesiyle irkilmiş. Oturduğu masada içi geçmiş. Toparlanıp çıkmış yukarı. Dükkanı kapatıp eve doğru yürümeye başlamışlar. Bir süre sadece kapanan kepenk sesleri eşliğinde yürümüşler.

Ali;

  • Gideceğim baba ben pazartesi günü.

Babası;

  • Annen çok sevinecek.

Kendi mutluluğunu hiç dillendirmemiş babası. Halbuki en az annesi kadar mutluymuş. 

Pazartesi günü güneş doğmadan çıkmış evden. Ceketinin yakasını kaldırıp, ellerini ceketinin cebine sokup Merzifon’ un ayazı yüzünde, yarım kalmak zorunda kalanlar aklında yavaş yavaş otogara inmiş. 

Hava artık iyice aydınlanmış. İlk minibüsün dolmasını beklerken çay ocağına oturup bir simit yiyip bir çay içmiş. Sonra çıkmış yola.

Okulun önüne geldiğinde tahmin ettiğinden çok daha gerginmiş. Camdan atladığı son gün, kaldığı yurt silahlarla tarandığında kafasının üzerinden geçen kurşundan şans eseri kurtulan arkadaşı, haksız yere suçlanıp kolluk kuvvetleri tarafından sınıftan çıkarıldığı ancak ilahi adaletin tecelli ettiği resmi evraklara soy ismindeki bir harfin yanlış yazıldığı için o gün alınan ve bir daha geri gelemeyen beş kişiden biri olmadığı. Hepsi tek tek gözünün önünden geçmiş. 

Sonra artık ayaklarına hükmedip çıkmış merdivenlerden. Öğrenci işlerine geçip aftan faydalanmak istediğini söylemiş. Değişmemiş hala aynı memur çalışıyormuş. Tanımış Ali’ yi. Ali’ ye de memurun ona karşı olan önyargıları çok tanıdıkmış. Ali’yi biraz süzdükten sonra karton mavi dosyayı uzatmış.

Memur;

  • Ankara’ da teslim edeceksin dosyayı. Sınavları orada verecek stajı da orada tamamlayacaksın. Dosyanı üç gün içinde teslim et. Demiş

Çıkmış ali okuldan. Ankesörlü telefonla dükkanı aramış. Babası açmış.

Ali;

  • Baba üç gün içinde evrakları Ankara’ya teslim etmem gerekiyormuş. Ben geri dönmeyeyim eve. Buradan Ankara’ya geçeyim. İşleri halledip gelirim.

Babası ;

  • Tamam öyle yaparsın. Yola çıkmadan arastaya git. İkinci sokakta Fevzi Usta var. Kime sorsan gösterir dükkanı. Selam söyle bin lira al. Babam yollayacak de. 

Ali:

  • Tamam baba sağol.

Fevzi Usta’ nın dükkanından çıkar çıkmaz. Ankara’ ya ilk otobüse biletini alıp yola koyulmuş. Dosya elinde üniversiteyi bulmuş. Kapıdan bir simit alıp çeyreğini yemiş kalanı poşete koymuş. İşlerinin ne kadar uzayacağını bilmediği için harçlığını idareli kullanması gerekiyormuş.

Mesai başlayınca öğrenci işlerine sonra bölüm başkanının yanına gitmiş. Kapıyı vurup odaya girmiş. Durumu açıklayıp dosyayı uzatmış. Hoca önce ona sonra dosyasına üstten bakıp.

Bölüm Başkanı;

  • Aftan tamamlayacaksın öyle mi? Umarım tamamlarsın. 

Deyip dosyayı masadan önüne atmış. 

Sessiz kalmış Ali. Çıkmış odadan. Bir hafta içinde Merzifon’a gidip geri dönmüş sınavlara hazırlanmaya başlamış. Bu üç aylık süreçte bir aile dostlarının yanında kalacakmış. Çocukları olmadığı için Ali’nin gelecek olmasına da diplomasını alacak olmasına da çok sevinmişler. Hemen evlerinin bir odasını ona tahsis edip, konforu için ellerinden geleni yapmışlar.

Ali diploma konusu hiç uzasın istemediğinden çok sıkı çalışmış. Üç ayda sınavları verip kırk beş gün stajını tamamlamış. Staj dosyasını teslim edip Merzifon’a dönmüş.

İki ay sonra diplomasını almak için Ankara’ya gitmiş. Diplomasını alıp üniversitenin karşısında ki çay ocağına oturmuş. Uzun uzun bakmış elindekine. Bir bardakta çay içmiş. Sonra kalkıp halletmesi gereken küçük bir işi daha olduğu için üniversitenin kapısından tekrar girmiş. Bölüm başkanının kapısı çalıp içeri girmiş. Elinde ki diplomayı atmış önüne. Hoca çok sinilenmiş.

Bölüm Başkanı ;

  • Terbiyesiz! Bu ne cüret.

Ali;

  • Hatırladın mı beni? Aftan geldim ben. Aldım diplomamı. Sende dosyamı böyle önüme atmıştın benim. 

Demiş. Diplomasını alıp çıkmış odadan. Derin bir nefes alıp şimdi gidebilirim demiş kendi kendine. 

 

UMUDUNU YIKTIĞINIZ BİRİ UMMADIĞINIZ YERE YÜKSELDİĞİNDE ŞAŞIRMAYACAKSINIZ! ÇÜNKÜ O SİZİ UMUDUNUN YIKILDIĞI YERE ÇOKTAN GÖMÜP YOLUNA DEVAM ETMİŞ DEMEKTİR.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız