40 yıllık CHP’li Yenal bir anda AK Parti’nin ‘azmettirdiği’ oldu
Şehzadeler’de yaşanan başkanlık seçimi, merhum Başkan Gülşah Durbay’ın ardından ilçenin yeni bir sayfa açma ihtiyacından doğdu. Fakat seçim bitti, tartışma bitmedi. Hatta asıl tartışma şimdi başlıyor: CHP’nin kendi içinden çıkan krizi “dış düşman” hikâyesine dönüştürme çabası.
CHP’li Yenal Yıldırım’ın, partisinin belirlediği adayın karşısına çıkması “sıradan bir adaylık” değildi. Çünkü bu isim, daha önce belediye yönetimiyle ciddi gerilimler yaşamış, başkan yardımcılığı görevinden istifa etmiş, “siyaset zenginleşme aracı olmamalı” çıkışıyla gündemi sarsmıştı; dönemin Belediye Başkanı Durbay da bu açıklamaya sert tepki verip suç duyurusu ve ihraç talebi gibi adımları kamuoyuna yansıtmıştı. 
Yani ortada zaten eski bir kırılma hattı vardı. Bugünkü adaylık hamlesi de bu hattın yeniden yüzeye çıkmasıydı.
Tam bu noktada CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı programda seçim sürecini anlatırken, AK Parti’nin CHP içinden çıkan adayı “azmettirdiğini” ve AK Partililerin o adaya oy verdiğini öne sürdü. 
Sonrasında da CHP il yönetimi Yenal Yıldırım’ı “kesin ihraç istemiyle” İl Disiplin Kurulu’na sevk etti. 
Peki burada sorun ne?
Sorun şu: Özgür Özel’in çizdiği resim, gerçeği tek bir hedefe kilitleyip bütün başka unsurları perdeleyen bir resim. Çünkü Şehzadeler’deki “krizin” ana nedeni, AK Parti’nin hamlesi değil; CHP’nin kendi içinde zaten var olan çatlağın meclis salonuna taşınmasıdır. Bu olayın merkezinde “AK Parti yaptı” iddiasından önce, “CHP kendi içinde bunu neden yönetemedi?” sorusu duruyor.
Üstelik meclis aritmetiği, Özel’in anlatısının başka bir açıdan daha tartışmalı olduğunu gösteriyor: Belediye başkanı seçimi ikinci turda 23 oyla netleşti. Bu, CHP’nin kendi oylarının yanında başka partilerden de oy geldiğine işaret eden bir tabloydu; nitekim Özel de MHP ve İYİ Parti’nin CHP adayına oy verdiğini anlatıyor. 
Demek ki Şehzadeler’de sonuç, yalnız “CHP’nin içi karıştırıldı” gibi basit bir kalıpla açıklanamaz; tersine çok aktörlü ve “siyasi nezaket/vefa” söylemiyle yürüyen bir süreç yaşandı.
Burada Özgür Özel’in diline itirazım var: “Birileri arkadan vuruyor… AK Parti zihniyeti düşene vuruyor” gibi ifadeler, günü kurtaran sert cümlelerdir; ama gerçeği aydınlatmaz. 
Çünkü Yenal Yıldırım zaten Durbay’la sorun yaşamış, istifa etmiş, kamuoyunda tartışmalı bir figüre dönüşmüş bir isim. 
Bu kadar “bilinen” bir geçmiş varken, “her şey AK Parti’nin planıydı” demek; CHP’nin kendi iç disiplinini, kendi aday belirleme sürecini ve kendi kriz yönetimini aklamaya yarayan bir söyleme dönüşür.
Nitekim AK Parti Manisa İl Başkanı Süleyman Turgut da tam buraya basıyor ve “kendi iç kavgalarını bize mal edemezler” diyerek Özel’in iddialarını reddediyor; aday çıkarmama kararlarını “ortak acı ve etik değerler” üzerinden savunuyor ve her oyun meclis üyelerinin hür iradesi olduğunu vurguluyor. 
Bu açıklamaya katılırsınız ya da katılmazsınız; ama en azından şu gerçeği hatırlatır: Siyasette iddia kadar, kanıt ve tutarlılık da gerekir.
Gelelim işin en dikkat çekici kısmına: CHP il yönetimi, Yenal Yıldırım’ı disipline sevk edip “kesin ihraç” talebini masaya koyuyor. 
Bu hamle, partinin “birlik” mesajı verme isteği olarak okunabilir. Ancak aynı zamanda, sorunun özünü de ele veriyor: Eğer mesele dışarıdan bir operasyon olsaydı, içeride bu kadar kolay “disiplin dosyasına” indirgenebilir miydi? Demek ki CHP’nin asıl problemi, dışarıdaki rakipten önce içerideki dağınıklık.
Şehzadeler gibi acının taze olduğu bir yerde, vatandaşın beklediği şey basit: Hizmet, sükûnet ve toparlanma. Ama CHP’nin ürettiği manzara şu: Önce iki adaylı görüntü, sonra “azmettirme” iddiası, ardından ihraç istemi… Bu zincir, “kurumsal akıl” değil, “krizle yönetme” hissi veriyor.
Son söz:
Eğer Özgür Özel gerçekten Şehzadeler’deki tabloyu topluma doğru anlatmak istiyorsa, önce kendi partisinin aynasına bakmalı. Çünkü Şehzadeler’deki asıl kırılma, dışarıdan değil; içeriden başladı. Dışarıya yüklenen her hikâye, içerideki gerçeği sadece erteletir. Ertelemek ise çözüm değildir; bir sonraki krizin davetiyesidir.