BİR ARADA YAŞAMA SANATI

YAYINLAMA:
Tarih boyunca milletler, yurt edindikleri topraklarda varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu milletlerden bazıları hâlâ yaşamaya devam ederken, bazıları da ömürlerini tamamlamıştır. Tarih boyunca; bu millet ve devletlerden bazıları dönemin siyasî şartları gereği komşuları olan ülkeleri zapt etmiş, o ülkenin milletini de kendi hakimiyeti altına alarak yönetmiştir. Böylece yeryüzünde ırk, renk, dil ve din olarak birbirinden farklı olan milletlerden birinin hâkim, diğerinin ise onun hakimiyeti altında yaşadığı bir yönetim şekli ortaya çıkmıştır. Farklı kültür ve inançların, aynı coğrafyada farklı statülerde yaşamaları, insanlık tarihinde derin izler bırakan savaşlara, ölümlere ve eziyetlere sebep olmuştur. Bugün bile dünyanın bazı bölgelerinde aynı problemler yaşanmaktadır. Kur'anda insanlar; "inananlar" ve "inanmayanlar" diye iki gruba ayrılır. Bu temel ayrım dışında İslâmiyet, insanlar arasında ırk, renk, dil ve ülke esasına dayalı başka bir fark gözetmediği gibi, kendi mensuplarının oluşturduğu bir toplumda, İslâm inancını paylaşmayanların inanç hürriyetlerine, can ve mal güvenliğine sahip çıkarak yaşamalarına imkân tanımıştır. Bunun ilk örneği de bizzat Hz. Peygamber tarafından Medine'de bulunan müşrik ve Yahudilerle yapılan "Medine Vesikası" anlaşmasıdır. İslâm hukukuna göre bir İslâm ülkesinde yaşayan teb'a; ırk, kavim veya cemiyetlerine göre değil, mensubu olduğu inanca göre Müslüman veya gayr-i Müslim olarak birbirinden ayrılırdı. Gayr-i Müslimler de devletin himayesi altındadır, onların hukuk ve mükellefiyetleri 'zimmî' statüsü altında belirlenmiştir. Böylece gayr-i Müslimlerin; can, mal ve namus güvenlikleri garanti altındadır. İslâmiyet, Allah'ın insanlığa yol göstermek üzere muhtelif zamanlarda ve o zamanın şartlarına uygun bir muhteva ile gönderdiği mesajın en son ve en mükemmel merhalesidir. Bu durum, İslâm'ın evrensel bir din olduğunu göstermektedir. Bu evrensellik de, Müslümanların İslâm'ı tebliğ etmeleri için diğer toplumlarla iyi münasebetler kurmalarını gerektirir. Çünkü tebliğ ve davet ancak iyi münasebetlerin hakim olduğu bir durumda ve barışçı yollarla mümkündür. İslâm'daki millet biçiminde teşkilatlanma ve ferdin bu kesime aidiyeti, modern dünyadaki azınlık statüsü ve psikolojisinden farklıdır. Bu şekilde fert; doğduğu millet kompartımanının içinde ruhanî, malî, idarî otoritesine bağlı olarak yaşar. Ancak ihtida ederse, bu kompartımanı değiştirir. Millet sistemi içerisinde yaşayan bir kimse, azınlığın aksine, kendi içtimaî grubu içinde kendi ananesi ve kültürü içinde yaşar. Farklı millet kompartımanları içinde çatışma da azdır ve azınlıklarda olduğu gibi zorla asimile (kendi öz değerlerini yok etmek) söz konusu değildir. Dinimizde başlangıçtan günümüze kadar farklı etnik ve inança mensup insanlar, çok rahat bir şekilde kendi değerleri ile beraber yaşarken, islami inanç ve yaşayışın dışında bu hoşgörüyü görmek mümkün değildir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de Siyonist, emperyalist, haclı güçlerin Filistin ve değişik ülkelerde uyguladıkları zülümlerin haddi hesabı yoktur. Bizim inancımız şudur; ALLAHIN gücünün üstünde bir güç yoktur, hiç bir zalim zülmüyle abat olup iyilikle yad edilmemiştir. Dinimizin emrettiği şekilde Hakkın ve haklının yanında olmayı Rabbimiz bizlere lütfeylesin inşaAllah.
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız