Rollerin Ötesindeki Ben

YAYINLAMA:
Geçen yazıda kendimize zor bir soru sormuştuk: Bir an için bütün rollerimiz ortadan kalksa geriye kim kalırdı? Anne, baba, eş, evlat, kardeş, çalışan ya da yönetici olmadan… Sahip olduğumuz bütün sıfatlar bir kenara çekildiğinde kendimizi ne kadar tanıyorduk? Belki bazı okuyucular bunun cevabını hemen buldu. Belki bazıları da benim gibi uzun uzun düşündü. Çünkü insanın başkalarını tanıması çoğu zaman kendisini tanımasından daha kolaydır. Başkalarının güçlü yönlerini görebiliriz. Nelerden hoşlandıklarını biliriz. Hayallerini, korkularını , sevdiklerini… anlayabiliriz. Ama konu kendimize geldiğinde cevaplar bulanıklaşır. Çünkü yıllar içinde öyle çok sorumluluklar yükleniyoruz ki kendi sesimiz kalabalığın arasında kayboluyor. Oysa insanın özü , taşıdığı rollerden çok daha derindir. Bir annenin anneliği elbette çok kıymetlidir. Bir çalışanın emeği , bir evladın sevgisi, bir eşin bağlılığı da öyle… Ama bunların hiçbiri tek başına bir insanı anlatmaya yetmez. Çünkü insan sadece yaptığı şeylerden, yüklenen kimliklerden ibaret değildir. Asıl kimliğimiz , yalnız kaldığımızda ortaya çıkan tarafımızda gizlidir. Çünkü insanı en doğru şekilde anlatan şey , kalabalıkların içindeki görüntüsü değil, sessizlikte kendisiyle kurduğu ilişkidir. Mesela kimse görmediğinde de dürüst kalabiliyor musunuz? Bir karşılık beklemeden iyilik yapabiliyor musunuz? Bir hata yaptığınızda kendinizle yüzleşebiliyor musunuz? İşte insanı asıl anlatan şey bunlardır. Çünkü bunlar hiçbir ünvana bağlı değildir. Hayat bazen bize beklenmedik değişiklikler getirir. Çocuklar büyür. İşler değişir. Evler değişir. İnsanlar hayatımıza girer ya da çıkar. Bugün çok önemli görünen şeyler yıllar sonra bir anı olarak kalır. Ama bütün bu değişimlerin içinde değişmeyen bir şeyler vardır: Karakterimiz. Vicdanımız. Hayata bakışımız. Bize ait olan o sessiz ama güçlü tarafımız. Belki de bu yüzden zaman zaman durup kendimize dönmemiz gerekiyor. Kendimizde şu soruları sormamız gerekiyor: Ben neyi seviyorum? Neyi özlüyorum? Beni gerçekten mutlu eden şey ne? Hayatın koşuşturması için de hangi yanımı ihmal ettim?… Çünkü insan bazen yeni birini keşfetmek için değil, yıllardır unuttuğu kendisini yeniden bulmak için yola çıkar. Ve çoğu zamanda en uzun yolculuk budur. Kendi içine yapılan yolculuk… Belki bugün bu yazıyı okuduktan sonra birkaç dakikanızı kendinize ayırırsınız. Telefonu sessize alır, televizyonu kapatır ve sadece düşünürsünüz. Kim olduğunuzu değil… Kim olmayı unuttuğunuzu… Çünkü günün sonunda hepimiz bir çok rol üstleniyoruz. Ama bizi gerçekten biz yapan şey, o rollerin altında yaşayan insandır. Ve insan kendini bulduğunda, üstlendiği bütün rolleri de çok daha güçlü taşımaya başlar.
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız