TÜKETİM ÇAĞI

YAYINLAMA:


Hemen her şeyin tüketilmek amacıyla üretildiği bir çağda yaşıyoruz. Hayatın her anı geçicilikle doludur.
Moda, kavram olarak artık sadece geçiciliği anlatır hâle gelmiştir. Dolayısıyla
geleneğin özü olan kalıcılık artık ortadan kalkma tehdidi ile baş başadır. Bu
çerçevede geçicilik, hayatın tamamına sirayet etmekte, her şey kullanılıp
atılan bir nesne hâline dönüşmektedir. Kullanılıp atılan ürünler, madde ile
insan arasındaki duygu dolu bağı koparmakta, insanı da maddeler dünyasında bir
soğuk demir hâline getirmektedir. Kalıcılığı dolayısıyla, içerisinde
hatıraların gizli olduğu eşyalar kalıcılığını yitirdiğinden beri insan, hatırasını
kaybetmektedir. Madde bir zamanlar insanı maziye bağlarken, şimdi esiri hâline
getirdiği insanın elini kolunu bağlamaktadır. Önceleri madde insanı takip
ederken, şimdi insan maddeyi takip eder hâle gelmiştir. Çünkü madde teknoloji
ile âdeta kutsanmış ve kutsallaştırılmıştır. Teknik her şeyi saran bir niteliğe bürünürken, mekanize bir dünya bilinci
oluşturmuştur. Hayatın tamamını kuşatmakla, insan için zahirî olmaktan çıkmış,
onun bizatihi özü olmuştur.


 Bu duruma getiren şartlar:
1.Spengler’in çarpıcı ifadesiyle “mahlûk, Hâlik’inin karşısına dikilmiştir. Bir zamanlar küçük mikyastaki
(mikrokosmos) insanın, tabiata karşı isyan edişi gibi, bugün de küçük
mikyastaki makine kuzeyli insana karşı isyan etmektedir. Dünyanın efendisi olan
insan, makinenin kölesi olmaktadır. İstesek de istemesek de, bilsek de bilmesek
de, makine hepimizi istisnasız olarak kendi raylarının doğrultusunda harekete
zorlamaktadır. Vurulmuş muzaffer savaşçı, harp arabası tarafından ölüme
sürüklenmektedir.
2.Tüketime yönelik olarak bir şeyler yapma çabasında, aranan ya da oluşturulmaya çalışılan bir “pazar” ve
buna uygun olarak geliştirilen bir “pazarlama” söz konusudur. Bu pazarda yer
kapma yarışı oldukça şiddetli cereyan ettiğinden, yer sahipleri kısa sürelerde
mevkilerini başkalarına terk etmek mecburiyetinde kalmaktadırlar. Dolayısıyla
hızlı bir dönüşüm gözlenmektedir. Bu dönüşüme katılan her yeni, bir diğerinin
yok olmasına sebep olmaktadır. Kültür kalıcı olmak için değil, tüketilmek için
üretilmektedir. Kültür endüstrisi nitelendirmesi bu durumu en iyi ifade eden
kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kültürümüz; sanat, edebiyat, evlenme, beslenme, eğlenme velhâsıl her sahada söz konusu tehditlerle yüz yüze
bulunmaktadır. Kültürümüzün köklü oluşu, hızlı değişimin kültürel bütünleşmeye
verebileceği zararlı etkiyi asgarî seviyede tutmaktadır. Ancak, değişimin
artarak hızlanması kalıcı kültür politikalarının belirlenmesini zorunlu
kılmaktadır. Bu çerçevede çalışmamızda tüketim kültürünün toplumsal ve bireysel
seviyede verdiği zararlar ve alınması gereken tedbirler üzerinde durulacaktır.


  Değişimin Motor Gücü, Yenilikçilik:
  Sanayileşme hareketi ile başlayan süreçte, geleneğin yerini buluşçuluk alır. Geçmişin yerini bugün -veya
belki gelecek- alır. Hiçbir şey bir sonraki şeyin ne olacağından daha önemli
değildir ve bir sonraki şeyin gerçekleşmesi de ancak bugün gerçekleşmiş olanın
alaşağı edilmesiyle mümkündür.
3 Spengler’in ifadesiyle: “bütün büyük keşif ve icatların kaynağı, kuvvetli insanların zaferden duydukları
sevinçtir. Buluşlar, şahsiyetin ifadesidir, hiçbir zaman kitlelerin faydası
telâkkisine dayanmamıştır. Kitleler, bu buluşlar karşısında seyirci rolünü
benimsemiş, ne olursa olsun sonuçları kabullenmişlerdir”.
4 Buluşçuluk yenilikçilik zihniyeti ile karşılıklı etkileşim içinde gelişmiş, nihayetinde ise
yenilikçilik hayatın her alanına damgasını vurmaya başlamıştır. Ticarette,
üretimde, üründe, kurumlarda, örgütlerde yeniliklere gidilmiştir.
5 Artık, çağ yenilik peşinde delice koşmaktadır. Dünyanın her işi yeni bir şekilde yapılmalıydı, öyle ki,
insanlar yeni bir şekilde asılmalıydı. Bu bakımdan idam sehpası bile yenilik
çılgınlığından kendini kurtaramamıştır.
6 Böylece kıymetli olan artık “yeni”dir ve o topyekûn dünyaya saldırmanın bir aracıdır. İnsan sahip olduğu
yeni araçlarla kendisine, "Elimin altındaki bu kuvvetle neler yapabilirim?
Kendime ne gibi gayeler koyabilirim?"
7. Böylece insanın içindeki kaynağı, ilâhî olan yaratıcılık duygusu, kaynağından kopma arzusu ile dünyaya
büyük bir iştihâ ile saldırmıştır. Ona göre Yaradan onu eksikliklerle dolu
olarak ortaya çıkarmıştı, ya da tesadüflerin yarattığı dünyanın, artık
eksikliklerinin tamamlanması ya da tesadüflerden kurtarılarak, bir çift elle
yeniden şekillendirilmesi gerekiyordu. Her şey yeniden yaratılmalıydı. Bu dünya
kendisine uygun da değildi, yakışan da… Onu hem kendisinin kılmak, hem de
kendisinden yapmak gerekiyordu. Nihayet yegâne yaratıcı olma rolünü üstlenen
insan, Mefisto’nun asla doyurmayan ekmeğine tamah etti. 
İnsanoğlu daha önce bu denli yenilik dolu bir çevrede yaşamamıştır. Aşağı
yukarı tanıdık bir ortamda hızlı yaşamakla, yabancı, bilinmeyen bir ortamda
yaşamak oldukça farklıdır. Yeniliği ortaya saldığımızda, kişiyi günlük olmayan,
daha önce ön görülmemiş durumlarla karşı karşıya bırakmaktayız. Uyum sağlama
meselesi de böylece yeni ve tehlikeli bir aşamaya girmiştir. Çünkü geçicilikle
yenilik patlayıcı bir karışımı oluştururlar.
8 Nitekim geçicilik, hayatın tamamına sirayet etmekte, her şey kullanılıp atılan bir nesne hâline dönüşmektedir.
Kullanılıp atılan ürünler, madde ile insan arasındaki duygu dolu bağı koparmış,
insanı da maddeler dünyasında bir soğuk demir hâline getirmiştir. Kalıcılığı
dolayısıyla, içerisinde hatıraların gizli olduğu eşyalar, sürekliliğini
yitirdiğinden beri insan, hatırasını kaybetmiştir. Meselâ gelinliğin kiraya
düşmesi, o mutlu günün tekrar yaşanmasını ortadan kaldırmıştır. Büyük
annelerimiz, hâlâ çeyiz sandıklarından çıkardıkları gelinlikle, o mutlu günü
hüzünlü ya da buruk bir gülümseme ile anarken, yeni nesil bu duygudan mahrum
kalmaktadır. Bir zamanlar oyalı mendillerin oynamış olduğu rol, kullanılıp
atılan kâğıt mendiller dolayısıyla bugün sahipsiz kalmıştır. İşte, madde bir
zamanlar insanı maziye bağlarken, şimdi esiri hâline getirdiği insanın elini
kolunu bağlamaktadır.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız