Çocuklarımızı Nerede Kaybediyoruz? 2. Bölüm
Belki de en zor soru şu: Bir çocuğun içinde birikenleri gerçekten fark edebiliyor muyuz?
Çocuğumuz odasına kapanıyorsa “ergenlik” deyip geçiyor muyuz? Sürekli öfkeleniyorsa “huysuzlaştı” mı diyoruz? Arkadaşlarıyla sorun yaşadığında “Çocuk kavgasıdır” diyerek önemsemiyor muyuz? Bir anda içine kapanıyor, okuldan uzaklaşıyor, davranışları değişiyor, şiddet içerikli şeylere ilgisi artıyorsa bunu gerçekten fark ediyor muyuz?
Çünkü bazen çocuklar yardım istemeyi bilmiyor. Bazen “Beni anlamazlar” diye susuyor. Bazen yaşadığı zorbalığı anlatmaya utanıyor. Bazen de öfkesini nasıl yöneteceğini bilmiyor.
Biz yetişkinler ise çoğu zaman olay olduktan sonra konuşuyoruz.
“Keşke fark etseydik.”
“Keşke biri yardım etseydi.”
“Keşke bu kadar kolay ulaşamasaydı.”
Oysa keşke demeden önce yapabileceğimiz çok şey var.
Çocuğumuzun telefonunu yalnızca kaç saat kullandığıyla değil, o telefonda ne gördüğüyle ilgilenmek… Oynadığı oyunun adını bilmek… Kimlerle arkadaş olduğunu merak etmek… Okulda gerçekten nasıl hissettiğini sormak… Bir sorun anlattığında hemen nasihat vermek yerine önce dinlemek… Öfkelendiğinde onu susturmak yerine öfkesini nasıl ifade edeceğini öğretmek…
Ve belki en önemlisi, şiddeti hiçbir yerde sıradanlaştırmamak.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, gördüklerimizi de öğreniyor.
Evde, okulda, trafikte, sosyal medyada, televizyonda, sokakta sürekli bağıran, hakaret eden, küçümseyen, öfkesini şiddetle gösteren bir dünyayı normalleştirirsek; sonra çocuklarımızdan sakin, anlayışlı ve çözüm üreten bireyler olmalarını beklemek kolay olmayacak.
Turgutlu’da yaşananları yalnızca bir çocuğun yaptığı korkunç bir eylem olarak görüp geçersek belki de en önemli kısmını kaçırırız.
Asıl mesele, çocuklarımızın eline silah geçmesini önlemek kadar, o silaha uzanacak kadar büyüyen öfkenin nerede başladığını anlayabilmek.
Bir çocuğu korumak, yalnızca onu kötü insanlardan uzak tutmak değildir. Ona iyiyi ve kötüyü ayırt edebilmeyi, öfkesini yönetebilmeyi, hayır diyebilmeyi, yardım istemeyi, başkasının canının ve hayatının kendi hayatı kadar değerli olduğunu öğretmektir.
Çünkü çocuklarımızın geleceğini yalnızca sınav sonuçları, başarıları ve meslekleri belirlemeyecek. Nasıl insanlar olacakları da bizim bugün onlara verdiğimiz şeylerle şekillenecek.
Ve belki artık hepimizin kendimize şu soruyu sormasının zamanı geldi:
Çocuklarımızı tehlikelerden korumaya çalışırken, onları bu tehlikelerle baş edebilecek şekilde yetiştirmeyi de gerçekten öğretiyor muyuz?