
Sahada vatandaşlarla bir araya gelerek sürece ilişkin görüş ve beklentileri dinleyen Arınç, Türkiye’nin terörle mücadelede yeni bir döneme girdiğini ifade etti. Arınç, sürecin temel hedefinin Türkiye’nin terör belasından kalıcı biçimde kurtulması, toplumsal huzurun güçlendirilmesi ve ülkenin enerjisinin kalkınmaya yönlendirilmesi olduğunu söyledi.
TÜRKİYE, TERÖRLE MÜCADELEDE AĞIR BEDELLER ÖDEDİ
Arınç, “Türkiye, uzun yıllardır yalnızca bir güvenlik meselesini değil, aynı zamanda toplumsal huzurunu, ekonomik kalkınmasını, demokratik istikrarını ve ortak geleceğini doğrudan etkileyen büyük bir sorunla mücadele ediyor. Kırk yılı aşkın süredir terör, bu ülkenin insan kaynağını, ekonomik imkânlarını ve en önemlisi nice ocağı tüketti. Aziz şehitler verdik, kahraman gazilerimiz oldu, annelerin yüreği evlat acısıyla yandı. Türkiye, terörle mücadelede ağır bedeller ödedi. Bugün ise yeni ve tarihî bir eşikte bulunuyoruz. Bir yıl önce istişare ve uzlaşı zeminiyle başlayan süreç, TBMM’de kabul edilen kanun ile yeni ve somut bir aşamaya ulaşmış bulunuyor. Kabul edilen kanun sıradan bir yasama süreci değil, aynı zamanda Türkiye'nin geleceğine, millî birliğine ve toplumsal bütünleşmesine ilişkin güçlü bir iradenin hukuk zemininde değerlendirilmesidir” dedi.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİ STRATEJİK BİR DEVLET VE MİLLET POLİTİKASIDIR
Arınç, “Terörsüz Türkiye hedefi, dönemsel bir siyasi söylem ya da kısa vadeli bir politika olarak görülmemelidir. Bu hedef; Türkiye Cumhuriyeti devletinin uzun yıllara dayanan terörle mücadele tecrübesinden, devlet aklından ve milletimizin huzur ve güvenlik arzusundan beslenen stratejik bir devlet ve millet politikasıdır. Bu sürecin en önemli özelliklerinden biri de geniş bir istişare ve siyasi katılım zemininin oluşturulmuş olmasıdır. TBMM’de yaklaşık yüzde 95'lik temsil gücüyle kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, meseleyi geniş bir siyasi katılım ve toplumsal istişare anlayışıyla ele alma imkânı sağlamıştır. Farklı siyasi görüşlerin, farklı toplumsal kesimlerin ve çeşitli kurumların ortak bir mesele etrafında konuşabilmesi, Türkiye demokrasisi açısından başlı başına kıymetlidir. Çünkü mesele hepimizin meselesidir. Terör, herhangi bir bölgenin, herhangi bir etnik grubun veya herhangi bir siyasi görüşün sorunu değildir. Terörün hedef aldığı şey doğrudan doğruya Türkiye'nin huzuru, güvenliği ve ortak geleceğidir. Bu nedenle çözüm arayışı da toplumun bütün kesimlerini kapsayan, millî birlik ve ortak aidiyet duygusunu güçlendiren bir anlayışla yürütülmelidir. Türkiye'nin terörle mücadelesinin ekonomik boyutu da üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur. Terör nedeniyle yıllar boyunca milyarlarca dolarlık kaynak güvenlik harcamalarına ayrılmış, yatırımlar zarar görmüş, üretim ve istihdam olumsuz etkilenmiştir. Kaybedilen yalnızca ekonomik kaynaklar değildir. Terörün gölgesinde kalan her yatırım, yapılamayan her okul, geciken her kalkınma hamlesi ve gerçekleşemeyen her ekonomik fırsat da bu ağır tablonun bir parçasıdır” dedi.

HİÇBİR AİLENİN KORKUYLA YAŞAMADIĞI BİR TÜRKİYE
Arınç, “Terörden tamamen arındırılmış bir Türkiye, kaynaklarını çok daha güçlü biçimde üretime, eğitime, sağlığa, teknolojiye ve yatırımlara yöneltebilecektir. Bu nedenle Terörsüz Türkiye hedefi yalnızca bir güvenlik meselesi değil; aynı zamanda bir kalkınma, refah ve gelecek meselesidir. Ancak hiçbir ekonomik hesap, insan hayatının değerinin önüne geçemez. Bu mücadelede en ağır bedeli aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimiz ödemiştir. Bugün Türkiye'nin terörün etkisini kalıcı biçimde ortadan kaldırmayı konuşabilmesi, onların fedakârlıkları sayesinde mümkün olmuştur. Canlarını bu vatan için feda eden şehitlerimizi rahmet ve minnetle anmak, gazilerimize şükran borcumuzu ifade etmek yalnızca bir vefa meselesi değildir. Aynı zamanda bugün atılan her adımın hangi bedeller üzerine inşa edildiğinin bilincinde olmaktır. Terörsüz Türkiye hedefinin temelinde de aslında bu büyük fedakârlıklara layık bir gelecek kurma iradesi bulunmaktadır: Hiçbir annenin bir daha evlat acısıyla yanmadığı, hiçbir gencin terörün gölgesinde büyümediği, hiçbir ailenin korkuyla yaşamadığı bir Türkiye” dedi.

GÜÇLÜ DEVLET İLKESİ
Arınç, “Bugün dünyamız ve özellikle içinde bulunduğumuz coğrafya, son derece kırılgan bir güvenlik ortamından geçmektedir. Filistin'de yaşanan ağır insani trajedi, bölgesel çatışmaların yayılma riski, vekâlet savaşları, düzensiz göç hareketleri, enerji güvenliği sorunları ve küresel ekonomik belirsizlikler, devletlerin güvenlik anlayışını yeniden şekillendirmektedir. Böyle bir dönemde güçlü olmanın yalnızca askerî kapasiteyle mümkün olmadığı açıktır. Güçlü devlet, sınırlarını koruyabilen devlet olduğu kadar; vatandaşına güven veren, adalet duygusunu güçlendiren, toplumsal dayanışmayı tahkim eden ve farklılıkları ortak bir gelecek etrafında buluşturabilen devlettir. Türkiye'nin en büyük gücü de sahip olduğu maddi imkânların ötesinde, gerektiğinde kenetlenebilen aziz milletidir. Hiç kimsenin kökeni veya kültürü Türkiye'nin ortak geleceğine katkı sunmasının önünde bir engel değildir” diye konuştu.

FARKLILIKLARIMIZ AYRIŞMANIN DEĞİL, ORTAK ZENGİNLİĞİMİZİN UNSURLARIDIR
Arınç, “Hepimiz aynı bayrağın altında, aynı devletin vatandaşı, aynı hukukun güvencesi altında ve aynı cumhuriyetin çatısı altında yaşıyoruz. Ortak geleceğimiz de ancak ortak aidiyetimizi güçlendirdiğimiz ölçüde daha sağlam bir zemine oturacaktır. Türk'üyle, Kürt'üyle, Arap'ıyla, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Abaza'sıyla ve Türkiye'nin bütün unsurlarıyla bu milletin ortak kaderi vardır. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak zenginliğimizin unsurlarıdır. Bu topraklarda kaderler ayrışmamış, birleşmiştir. Şimdi yapılması gereken, bu ortak kaderi daha güçlü bir hukuk ve demokrasi zemini üzerinde geleceğe taşımaktır. TBMM’de kabul edilen kanunun da bu açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir. Kanun, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde belirli şartlara bağlı, istisnai ve geçici hukuki mekanizmalar öngörmektedir. Burada özellikle altı çizilmesi gereken husus, düzenlemenin bir af niteliği taşımadığıdır. Mahkûmiyet hükümlerini ortadan kaldıran, suçların hukuki niteliğini değiştiren veya ceza sorumluluğunu bütünüyle kaldıran bir anlayış söz konusu değildir. Hukukun temel ilkeleri korunurken, belirli şartlar altında ve objektif ölçütler çerçevesinde yeni bir hukuki çerçeve oluşturulması hedeflenmektedir. Bu noktada TBMM’nin rolü büyük önem taşımaktadır. Ceza ve infaz politikalarının belirlenmesi, Anayasa'nın çizdiği sınırlar içerisinde yasama organının yetki alanındadır. Toplumsal ihtiyaçların, kamu yararının ve millî güvenliğin gerektirdiği durumlarda yeni düzenlemeler yapmak, demokratik hukuk devletinin işleyişinin doğal bir sonucudur. Bu tarihî sürecin en güçlü taraflarından biri de geniş siyasi sahiplenme iradesidir. Yüzlerce milletvekilinin imzasıyla Genel Kurula sunulan teklif, Türkiye'nin ortak meselelerinde siyasi partilerin ve farklı görüşlerin sorumluluk alabilmesinin önemli bir göstergesidir. Elbette her siyasi partinin, her milletvekilinin ve her vatandaşın sürece ilişkin farklı değerlendirmeleri olabilir. Demokrasinin gereği de budur. Önemli olan, farklılıkları düşmanlık sebebi hâline getirmeden; yapıcı eleştiriler, samimi öneriler ve ortak sorumluluk bilinciyle en doğru sonuca ulaşabilmektir. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı tam olarak budur: Daha fazla konuşmak, daha fazla anlamak ve ortak geleceğimiz konusunda daha güçlü bir irade ortaya koymak” diye konuştu.

TÜRKİYE'NİN İSTİKRARI İLE BÖLGENİN İSTİKRARI BİRBİRİNDEN BAĞIMSIZ DEĞİLDİR
Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Terörsüz Türkiye aynı zamanda terörsüz bir bölge idealinin de önemli bir parçasıdır. İç huzurunu ve güvenliğini kalıcı biçimde güçlendirmiş bir Türkiye, bölgesinde barışın ve istikrarın daha güçlü bir aktörü olacaktır. Türkiye'nin güvenliği ile bölgenin güvenliği, Türkiye'nin istikrarı ile bölgenin istikrarı birbirinden bağımsız değildir. Terör örgütlerinin ve vekâlet yapılarının hareket alanı bulamadığı, ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyulduğu, bölge halklarının geleceğe umutla baktığı bir coğrafya, yalnızca Türkiye'nin değil bütün bölgenin ortak çıkarınadır. Bu nedenle önümüzdeki hedef yalnızca terörün silahlarını susturmak değildir. Asıl hedef, terörün yeniden hayat bulamayacağı kadar güçlü bir toplumsal dayanışma, hukuk düzeni ve ortak gelecek inşa etmektir. Türkiye Yüzyılı'na girerken önümüzde büyük bir fırsat bulunmaktadır. İnsanımızın enerjisini çatışmaya değil üretime, gençlerimizin hayallerini korkuya değil bilgiye ve başarıya yöneltmek zorundayız. Her vatandaşımızın kendisini bu ülkenin eşit, onurlu ve vazgeçilmez bir parçası olarak gördüğü bir Türkiye, hem içeride hem dışarıda çok daha güçlü olacaktır. Edirne'den Hakkâri'ye yükselen ortak temenni aslında son derece açıktır: Evlatlarımız değil, silahlar toprağa gömülsün. Ayrılık değil kardeşlik, nefret değil ortak geleceğimiz kazansın. Türkiye'nin kırk yılı aşan bu ağır yükü artık tarihin geride bırakması gereken bir yük hâline gelmelidir. Şimdi tarihî sorumluluğumuz; şehitlerimizin emanetine sahip çıkarak, gazilerimizin fedakârlıklarını unutmadan, devletimizin güvenliğinden ve hukuk devletinden taviz vermeden, millî birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirmektir.”

TOPLUMUN ORTAK BEKLENTİSİ TERÖR TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİNDEN ÇIKMALI
Manisa’da vatandaşlarla ve esnafla gerçekleştirdiği görüşmelerde sürece ilişkin farklı değerlendirmelerle karşılaştığını belirten Arınç, toplumun ortak beklentisinin terörün artık Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkması olduğunu söyledi.

VATANDAŞIMIZIN BEKLENTİSİ ÇOK NET
Sahada vatandaşların önemli bir bölümünün yıllardır devam eden terör sorunundan kaynaklanan ekonomik, sosyal ve psikolojik yükün sona ermesini istediğini ifade eden Arınç, “Vatandaşımızın beklentisi çok net: Artık çocuklarımız terörün olmadığı bir Türkiye’de büyüsün. Gençlerimiz enerjisini korkulara ve güvenlik endişelerine değil, eğitime, üretime ve geleceğe harcasın” değerlendirmesinde bulundu.
TERÖR BİTSİN ANCAK DEVLETİN İTİBARI, MİLLETİN BİRLİĞİ VE ŞEHİTLERİN EMANETİ KORUNMALI
Ancak Arınç, vatandaşların sürece ilişkin hassasiyetlerinin de bulunduğuna dikkat çekti. Özellikle şehit yakınları ve gazilerin yaşadığı acının toplumun ortak hafızasında önemli bir yere sahip olduğunu belirten Arınç, sürecin bu hassasiyetler gözetilerek yürütülmesinin önemine vurgu yaptı. Vatandaşların, “Terör bitsin ancak devletin itibarı, milletin birliği ve şehitlerin emaneti korunmalı” şeklindeki yaklaşımının dikkate alınması gerektiğini belirten Arınç, sürecin toplumsal zemininin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
HER ZAMAN SAHADAYIZ
Sürecin yalnızca Ankara’da, Meclis’te veya siyasi merkezlerde konuşulmasının yeterli olmadığını belirten Arınç, milletvekilleri olarak sahada vatandaşlarla buluşmaya devam edeceklerini söyledi. Arınç, “Bize düşen vatandaşımızla bu süreçte bir araya gelmek, sahada olmak, dertlerimizi ve konularımızı konuşmak. Vatandaşımız ne düşünüyor, neyi merak ediyor, hangi konuda endişesi var, bunları doğrudan dinlemek zorundayız” ifadelerini kullandı. Arınç, süreçle ilgili son dönemde Manisa’da esnaf ve farklı kesimlerle gerçekleştirdiği buluşmalarda vatandaşların taleplerini doğrudan dinliyor.