Ara

ÇOCUKLAR KAYBOLMUYOR BİZ UZAKLAŞIYORUZ

YAYINLAMA:

  Seksenli ve doksanlı yılların çocukları olarak sokakta oynayabilen şanslı nesildik biz. Okuldan eve gelir, çantamızı bir kenara bırakır bırakmaz sokağa koşardık. Envai çeşit oyunlar kurup oynar akşam ezanlarında eve girerdik.

    Şimdi ise parmak kasları güçlü, gözleri yorgun bir nesil büyüyor. 

    Ekran artık sadece bir araç değil; arkadaş, öğretmen, eğlence ve kaçış kapısı. Evde konuşulmayan meselelerden , okuldaki başarısızlık korkusundan , arkadaş ortamına ait olamama duygusundan kaçış …Odasında saatlerce yalnız bıraktığımız  çocuğumuz aslında korkunç tehlikenin içinde. Kendi odasında ama kalabalıklar ortasında. Üstelik engelleyemediğimiz bir kalabalıkta. Sosyal medya takipçi sayısını artırmakla meşgulken kayıp giden hayatının farkında değil. 

     Gençlerle yaptığım görüşmelerde şunu fark ediyorum:Sorun tembellik değil; sorun sürekli uyarılan zihin. Bildirimler ,kısa videolar, bitmeyen kaydırmalar ,oyunlar… Beyin hız istiyor oysa ders  sabır ister. Kitap yavaşlık ister. Hayat bile bazen sıkılmayı gerektirir. Bugünün çocukları sıkılmaya tahammül edemiyor. Çünkü sıkıldıkları her an bir ekran uzatıldı ellerine. Oysa sıkılmak üretmenin başlangıcıdır . Hayal kurmanın ilk adımıdır.

  Sonra bizler çocuklarımızın ders çalışmamasından yakınıyoruz…

 Aynı evde yaşıyoruz ama aynı dünyada değiliz. Çocuklarımızın dijital evrenini ne kadar tanıyoruz?  Kendi dünyalarında neler yapıyor bilmiyoruz. Bu konuda sürekli açıklamalar, konuşmalar ,paylaşımlar yapılıyor. Önce kendimize dürüst olalım. Çocuklarımızın 3T(televizyo,tablet,telefon) ile olması vakit geçirmesi işimize mi geliyor yoksa gerçekten tehlike çanı hissediyor muyuz? Eminim ki her anne baba burada biraz özeleştirisini yaptı. Bir an durdunuz  ve’ aslında ben kendim için mi çocuğumun eline o 3T yi veriyorum? ‘ Sorusunu kendinize yönelttiniz.

Peki çözüm ne?

Klasik cevapları hepimiz biliyoruz. Yasakla, sınır koy, birkaç gün zorlanır sonra alışır… Aslında gerçekten çözümü arıyorsak iradeli ve kararlı olmalıyız. Yasaklamak değil sınır koymak. Yemek masasında telefon olmaması, yatmadan 1 saat önce ekran süresinin son bulması, ders çalışırken telefonun başka odada olması… Ama en önemlisi şu: çocuğumuza ‘telefonu bırak’ demeden önce bizim telefonu bırakabilmemiz. Çünkü çocuklar dinlediğini değil gördüğünü uygular.  3 T ‘ye uygun bir ikame bulamazsak bir süre sonra tekrar ekrana döner. 

   Yerine ne koyacağız? Birlikte bir yürüyüş, bir masa oyunu, bir fincan çay eşliğinde sohbet, en azından 20 dakikalık gerçek temas… 

     Yasaklamak çözüm değil ama sınır koymak,  model olmak ve yerine gerçek bağ koymak çözüm olabilir. Belki de mesele çocukların ekran süresi değil; bizim onlarla geçirdiğimiz süredir.

     Eğer bir çocuk derdi olduğunda önce ekranı değil annesini seçiyorsa, canı sıkıldığında3T’ye bakmak yerine konuşmayı tercih ediyorsa, başarısız olduğunda sosyal medyaya kaçmak yerine eve sığınıyorsa işte o zaman korkmamıza gerek yok. 

  Biz çocuklarımızı kaybettik sanıyoruz. Oysa onlar hala oradalar. Gözlerine daha çok bakmamızı, daha çok yanlarında olmamızı ,anlattıklarını dinlememizi ,onları duymamızı istiyorlar.Kapıyı çalmamızı bekliyorlar. Bu akşam eve gittiğinizde bir deneyin. Telefonu masanın üzerine bırakın. Televizyonu kapatın. Ve çocuğunuza dönüp sadece şunu sorun: ‘Bugün seni en çok ne mutlu etti?’ belki kısa bir cevap alacaksınız, belki omuz silkerek  geçiştirecek ama vazgeçmeyin. Çünkü çocuklar bir anda değil yavaş yavaş uzaklaşır. Ve bir gün fark ederiz ki onların hayatında dış uyaranlardan daha az yer kaplamışız. 

    O yüzden bugün, hemen şimdi ekranı değil çocuğunuzu seçin.  

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *