Ara

Karanlığa Büyüyen Çocuklar

YAYINLAMA:

 

Bugünlerde bir soru hepimizin zihninde yankılanıyor: 

Bir çocuk ne zaman bu kadar tehlikeli hale gelir?

Kahramanmaraş’ta bir ortaokul öğrencisi…

Şanlıurfa’da 19 yaşında bir genç…

İki farklı şehir, iki farklı hayat ama aynı acı : Ölümler, yaralılar ve geride kalan derin bir korku. 

Birinde henüz sekizinci sınıfa giden bir çocuk… Annesi öğretmen, babası emniyet mensubu. Diğerinde bir zamanlar o okulun sıralarında oturmuş bir genç…

Ve bugün o okullarda ders anlatılmıyor. Koridorlarda korku dolaşıyor.

Sınıflarda sessizlik var.

Öğretmenlerin gözlerinde kaygı, ailelerin yüreğinde tarifsiz bir endişe…

Çocuklarını okula gönderirken içinden”acaba” diyen anne babalar var artık.

Ama burada durup şunu açıkça söylemek gerekiyor: Bu olayları gerçekleştiren çocuklar masum değildir. 

Ortada ağır bir gerçek var. Kaybedilen hayatlar, yaralanan insanlar, parçalanmış aileler…

Hiçbir gerekçe bu acıyı hafifletmez. Ama sadece “suçlu” demek de yetmiyor. Çünkü bu çocuklar bir günde bu hale gelmedi. 

Peki ne oldu?

Nasıl oldu da bir çocuk, bir okulun içinde bu noktaya geldi?

Cevap tek bir yerde değil.

Belki ailede eksik kalan bir ilgi…

Belki görülmeyen bir öfke…

Belki uzun süre bastırılmış bir yalnızlık…

Ama bir gerçek daha var ki artık görmezden gelemeyiz:

Bugün çocuklar, henüz duygularını yönetmeyi öğrenmeden şiddetin” normal” gösterildiği bir dünyanın içine doğuyor.

Ekranlarda, oyunlarda, dizilerde…

Şiddet çoğu zaman bir”  güç”  göstergesi olarak sunuluyor.

Kazananın daha sert daha acımasız olduğu bir dil sürekli üretiliyor.

Ve bir süre sonra sınırlar bulanıklaşıyor. Oyunda olanla gerçek hayattaki aynı şey değil” ayrımı giderek zayıflıyor. Gerçek ile kurgu arasındaki çizgi silikleşiyor. 

Bir de çoğu zaman konuşulmayan bir gerçek var: Akran Zorbalığı

Okulda koridorlarında ,sınıf içinde,  sokakta, sosyal medyada…

Dışlanan, alay edilen, küçük düşürülen ,sürekli baskılanan çocuklar var. Ve bu çocuklar çoğu zaman susuyor.

İçine atan, bastıran, görülmeyen o öfke… Bir gün kontrolsüz bir şekilde dışarı çıkabiliyor. 

Her zorbalığa uğrayan çocuk şiddete yönelmez, evet .  Ama şiddete yönelen bir çocuğun hikayesinde görülmemiş bir kırılma vardır. 

Bir başka tehlike ise” yönsüzlük” .

Gençler artık sadece ailelerinden değil , sosyal medyadan, dijital dünyadan, izledikleri içeriklerden besleniyor.

Yanlış rol modeller…

Şiddeti “havalı” gösteren, normalleştiren  içerikler…

Sınır tanımayan dijital akımlar…

Hepsi, kimliğini arayan bir gencin zihninde yer bulabiliyor.

Okullarda öğretmenler artık sadece ders anlatmıyor, kriz yönetiyor. Aileler çocuklarını korumaya çalışırken neyle mücadele ettiklerini tam olarak bilemiyor. Çocuklar ise anlaşılmadan , fark edilmeden büyüyor. 

Ve bir gün…

İçlerinde biriken o karanlık, dışarı taşıyor. 

Peki ne yapmalı? 

Artık bu soruyu erteleme lüksümüz yok.

Çocukların duygusal takibi, akademik başarısından daha önemli hale gelmelidir.

Okullarda sadece bilgi değil, duygu yönetimi , öfke kontrolü ve empati eğitimi verilmelidir.

Akran zorbalığı, çocuklar arasında olur, diye geçiştirilmemeli , ciddiyetle müdahale edilmelidir. 

Aileler çocuklarının sadece ne yaptığını değil, ne hissettiğini ve neye maruz kaldığını da bilmelidir. 

Şiddet içerikli, oyunlar, diziler, filmler… konusunda net yasaklamalar  getirilmelidir.

Gençlere doğru rol model sunulmalı, aidiyet duygusu güçlendirilmelidir.

Ve en önemlisi:

“Bir şey olmaz” demeyi bırakmalıyız. 

Çünkü oluyor. 

Hem de geri dönüşü olmayacak şekilde oluyor. 

Bugün kaybedilen her can bize aynı şeyi söylüyor: “ Geç Kalmayın”.

Bu sadece güvenlik meselesi değil.

Bu bir toplum meselesi. 

Şunu artık net görmek zorundayız. 

Bir çocuk karanlığa düşüyorsa , orada sadece onun hatası yoktur… Ama o karanlıktan çıkan sonuçların sorumluluğu da yok sayılamaz. İşte bu yüzden, hem adaletle hem farkındalıkla hareket etmek zorundayız. 

Çünkü mesele sadece bugün değil. 

Mesele şu: 

Yarın hangi çocuk o sınırı geçecek?

Ve biz,  o güne kadar neyi değiştirmiş olacağız?

 

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *