TÜRK DÜNYASI’NIN OSCAR ÖDÜL TÖRENİNE İHTİYACI VAR

YAYINLAMA:

Bütün dünyada sinema sektörü bir girdapta olduğu söyleniyor.

Bu durumun temelinde, COVID-19 sonrasında sinema salonlarından uzaklaşan seyircinin dijital platformlara yönelmesi söz konusu. Aynı zamanda sinema bilet fiyatlarının yüksekliği gibi sebepler seyirciyi salonlardan uzaklaştırıyor.

 

Evde film izlemek daha rahat…

Üstelik bir platforma para verip tonlarca film izleyebilirsiniz.

Bu durum ister istemez insanları sinemadan uzaklaştırsa dahi ben, sinema kültürünün korunması gerektiğini savunanlardanım.

Evet, sinemalara eskisi kadar ‘’sinemada izlenmeye değecek filmler’’ gelmiyor belki ama muhakkak izlenmesi gereken, ya da size hitap edecek bir film sinemalara geliyordur.

 

Bu vesileyle sinema sektörünün gidişatı tartışıladursun, her sene milyonlarca insanın büyük bir merakla beklediği Oscar ödül törenleri bütün dünyada izleyici bulurken 300 milyona erişen Türk Dünyası ülkelerinin kendi Oscarlarını inşa etmeleri güzel olmaz mıydı?

 

Oscar, sadece bir ödül töreni değil.

Aynı zamanda yeni sinemanın dilini, ruhunu merak edenlerin ve günceli takip etmekten keyif alanların olduğu büyük bir vitrin.

Dev perdelerde, popüler oyuncular ve set arkası aralarında  en iyi olanlar seçiliyor.

Sinema dünyasının en başarılı oyuncuları, yönetmenleri ve yapımları ödüllendiriliyor.  Her ne kadar bazen bu durum son yıllarda eleştiri alsa da Oscar alan bir film sırf Oscar aldığı için dahi izleniyor.

 

Sadece Oscar aldığı için tanınan bir yönetmen…

Tanınan bir oyuncu…

ABD, küresel sinemasının patronluğunu üstlenirken dünya genelinden yetenekli insanları kendi bünyesinde tutmayı başarıyor.

 Her sene çıkardıkları filmler milyonlarca isme hitap ediyor. Bu isimler yalnızca ABD kökenli değil. İngiliz, Alman, Fars, Japon, Arap asıllı oyuncular bu küresel sisteme entegre oluyorlar. Kendi ülkelerine gittiklerinde Hollywood’da oynamış bir oyuncu olduklarından dolayı oldukça saygı görüyorlar. Tabi, ortalamanın üstünde fiyatlar da almıyorlar değil. Hatta bazı filmler için Çin’e özel gösterimler, ek sahneler koyuyorlar. Büyük bir pazara hitap etme kaygısı ile…

 

 Türkiye ise kardeşi/soydaşı olan Türk Dünyası’na gözünü ve gönlünü çevirmiş durumda. Ortak Alfabe, Zengezur Koridoru, TÜDSES (Türk Dünyası Sivil Toplum Destek Sistemi) ilk akla gelen başarılı örneklerden.

Türk Devletleri Teşkilatı’nda temsil edilen ülkelerde ortak bir film festivali düzenlese ve bu film festivali büyük bir pazarda izlenirse elbette hem oyuncular, hem de yapımcılar açısından çokça kazançlı bir durum olacaktır. Türk Dünyası Film Festivali’nde En İyi Başrol, En İyi Yönetmen ödülü alan bir sanatçı her bakımdan kendisini daha motive hissedecektir. Bu prestij, hem kendi ülkesinde hem de soydaşlarının sinema/kültür-sanat pazarında tanınır hale getirecektir.

Çekilen filmler arasında elbette ki sanat filmleri, komedi filmleri olabilir. Bunlar zenginlik yaratacaktır.

Esas anlatılması gereken ise bizleri biz yapan hikayelerdir. Dede Korkut, Hoca Ahmet Yesevi, Yusuf Has Hacib, Cengiz Dağcı, İsmail Gaspıralı gibi dev şahsiyetler beyaz perdede aktarılmalıdır. 

Bu filmlerde birliktelik ruhu işlendikçe, yalnızca birbirini anlayan değil aynı zamanda birbiriyle aynı ekrana, aynı gökyüzüne ve aynı ülküye bakan nesiller yarını inşa edeceklerdir.

 

Basit gibi görünen bir film festivalinin sadece film izlemekten öte aynı perdede, aynı heyecanı yaşayan milyonlarca insanı birleştirebileceğini unutmayın.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız