HERKESİN BİR ŞEYİ VAR, AMA KİMSENİN VAKTİ YOK II. BÖLÜM — BELKİ EKSİK OLAN ZAMAN DEĞİL, ÖNCELİK

YAYINLAMA:

Geçen hafta hayatımızın en sık kullandığımız cümlelerinden birinin “Vaktim yok” olduğunu konuşmuştuk.

Belki de bu hafta kendimize başka bir soru sormalıyız:

Gerçekten vaktimiz mi yok, yoksa zamanımızı yanlış yerlere mi harcıyoruz?

Çünkü hepimizin günü yirmi dört saat.

Zenginin de, yoksulun da, yöneticinin de, öğrencinin de, emeklinin de…

Kimsenin bir gününe fazladan birkaç saat eklenmiyor.

Ama bazı insanlar aynı yirmi dört saatin içinde sevdiklerine zaman ayırabiliyor, dinlenebiliyor, çalışabiliyor, kendine ait bir hayat kurabiliyor.

Bazılarıysa günün sonunda yalnızca şunu söyleyebiliyor:

“Bugün de nasıl geçti anlamadım.”

Belki de mesele burada başlıyor.

Çünkü zamanımızı çoğu zaman önemli olana değil, acil olana veriyoruz.

Telefon çalıyor, hemen bakıyoruz.

Bildirim geliyor, hemen açıyoruz.

Birileri bir şey istiyor, hemen yetişmeye çalışıyoruz.

Ama kendimize gelince aynı hızla davranmıyoruz.

“Sonra dinlenirim.”

“Sonra konuşuruz.”

“Sonra giderim.”

“Sonra yaparım.”

Hayatımızı o “sonra”ların üzerine kuruyoruz.

Fakat hayatın bize garanti ettiği tek şey “sonra” değil, şimdi.

Çocuğumuz bugün büyüyor.

Anne babamız bugün yaşlanıyor.

Sevdiğimiz insanlar bugün yanımızda.

Biz bugün varız.

Ve bazı şeylerin telafisi gerçekten yok.

Bir gün dönüp baktığımızda keşke daha çok çalışsaydım demekten çok, “Keşke o gün onunla biraz daha fazla otursaydım” deme ihtimalimiz daha yüksek.

Çünkü insanın hayatında biriktirdiği şey yalnızca para, eşya, başarı ya da unvan değil.

Biriktirdiği anılar.

Birlikte içilen kahveler.

Uzun sohbetler.

Plansız yapılan yürüyüşler.

Çocukların büyürken anlattıkları saçma sapan hikâyeler.

Bir dostun kapıyı çalıp “Hadi çıkıyoruz” demesi.

Ve bazen hiçbir şey yapmadan, sadece yanında olduğumuz insanla aynı odada bulunmak…

Bunlar hayatın küçük ayrıntıları gibi görünür.

Oysa yıllar sonra dönüp baktığımızda hayatın kendisinin tam da bu ayrıntılardan oluştuğunu fark ederiz.

Belki artık kendimize “Vaktim yok” demeden önce bir kez daha düşünmenin zamanı geldi.

Gerçekten vaktimiz yok mu?

Yoksa zamanımızı, bizi hayatta tutan şeylerden uzaklaştıran yerlere mi veriyoruz?

Belki telefonda saatlerce geçirdiğimiz zamanı biraz azaltabiliriz.

Belki herkese yetişmek zorunda olmadığımızı kabul edebiliriz.

Belki her davete gitmek, her mesaja anında cevap vermek, her şeyi aynı anda yapmak zorunda değiliz.

Ve belki de ilk kez kendimize şunu söyleyebiliriz:

“Her şeye yetişemem. Ama benim için gerçekten önemli olanlara yetişebilirim.”

Çünkü hayatın sonunda kimse kaç tane bildirime cevap verdiğimizi, kaç toplantıya katıldığımızı ya da telefon ekranında kaç saat geçirdiğimizi sormayacak.

Bizim için önemli olan, hayatın içinde gerçekten bulunup bulunmadığımız olacak.

Belki hayatı kaçırmamızın nedeni zamanın çok hızlı geçmesi değildir.

Biz geçerken hayatın içinde gerçekten bulunmuyoruzdur.

Ve belki bugün, her şeyi yetiştirmeye çalışmak yerine bir şeyi seçmek gerekir:

Sevdiğimiz birini aramak.

Bir çocuğu gerçekten dinlemek.

Bir kahveyi acele etmeden içmek.

Kendimize biraz sessizlik bırakmak.

Çünkü zaman geri gelmiyor.

Ama bugün hâlâ elimizde.

Ve belki de hayatı değiştirmek için ihtiyacımız olan şey daha fazla zaman değil; elimizdeki zamana daha fazla hayat sığdırabilmek.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız