Öfkemiz Büyüdükçe İkinci Bölüm
Birinci bölümde kadın cinayetlerinden söz ederken aslında daha büyük bir meseleden bahsediyorduk. Çünkü şiddet yalnızca bir kadının hayatına son verildiğinde görünür hale gelmiyor. Bazen her gün, hepimizin gözünün önünde başka şekillerde karşımıza çıkıyor.
Trafikte birinin önümüze geçmesini kendimize yapılmış büyük bir saygısızlık sayıyoruz. Birkaç saniyelik gecikme için korna çalıyor, bağırıyor, küfrediyoruz. Bazen iki sürücünün basit bir tartışması, insanların birbirine saldırdığı bir olaya dönüşüyor.
Markette sıra beklerken, iş yerinde bir arkadaşımızla konuşurken, apartmanda komşumuzla karşılaştığımızda bile tahammülümüz giderek azalıyor. Sosyal medyada ise birbirini hiç tanımayan insanlar birkaç cümle yüzünden birbirine hakaret edebiliyor.
Hayvanlara yönelik şiddet haberleri de aynı öfkenin başka bir yüzünü gösteriyor. Savunmasız bir canlıya zarar vermek, insanın içindeki şiddetin ne kadar kontrolsüz hale gelebildiğini gösteriyor.
Peki biz ne zaman bu kadar öfkeli olduk?
Hayatın zorlaşması, ekonomik sıkıntılar, stres, geçim derdi elbette hepimizi yoruyor. Ama herkesin bir derdi olması, başkasının canını yakma hakkı vermiyor.
Çünkü öfke hepimizde var. Asıl mesele öfkelenmemek değil, öfkelendiğimizde ne yaptığımız.
Bağırmak yerine konuşabiliyor muyuz? Haksız olduğumuzda kabul edebiliyor muyuz? Bize yapılmayan bir iyiliği kişisel hakaret olarak görmeden yolumuza devam edebiliyor muyuz? Bir tartışmayı kazanmak yerine karşımızdaki insanı kırmamayı seçebiliyor muyuz?
Belki de değişmesi gereken yer tam burası.
Kadın cinayetlerine, trafikteki kavgalara, hayvana yönelik şiddete ya da sokaktaki öfkeye sadece olay olduktan sonra tepki vermek yetmiyor. Günlük hayatımızda şiddeti besleyen o küçük davranışları da fark etmemiz gerekiyor.
Çünkü bazen büyük bir şiddetin başlangıcı, küçümsediğimiz küçük bir öfke oluyor.
Ve belki bugün hepimizin kendisine sorması gereken en basit soru şu:
“Ben öfkelendiğimde karşımdakine ne yapıyorum?”
Cevabımız, nasıl bir toplumda yaşamak istediğimizden çok daha fazlasını anlatıyor.
Çünkü daha sakin bir dünya istiyorsak, önce birbirimize karşı biraz daha sakin olmayı öğrenmemiz gerekiyor.