Ara
Manisa Manşet Gazetesi Sağlık Gizli tehlike sofrada büyüyor: Fazla tuz kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlıyor

Gizli tehlike sofrada büyüyor: Fazla tuz kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlıyor

Aşırı tuz tüketimi yüksek tansiyon, damar sertliği ve böbrek sorunlarına yol açabiliyor. Uzm. Dr. Mahinur Şenol, gizli tuz kaynaklarına karşı uyardı ve günlük tüketim için kritik sınırı hatırlattı.

Okunma Süresi: 4 dk

Aşırı tuz tüketimi, çoğu zaman fark edilmeden günlük yaşamın bir parçası haline geliyor. İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Mahinur Şenol, toplumda en sık yapılan hatanın yalnızca yemeğe sonradan eklenen tuzu hesaba katmak olduğunu belirterek, günlük alımın büyük bölümünün işlenmiş ve paketli gıdalardan geldiğini söyledi.

Şenol’a göre ekmek, peynir, zeytin, turşu, salça, hazır çorbalar, soslar ve işlenmiş et ürünleri günlük tuz tüketiminin görünmeyen kaynakları arasında yer alıyor. “Gizli tuz” olarak tanımlanan bu ürünler nedeniyle çoğu kişinin farkında olmadan önerilen sınırın üzerine çıktığını ifade eden Şenol, özellikle etiket okuma alışkanlığının büyük önem taşıdığını vurguladı.

Günlük sınır çoğu zaman aşılıyor

Mart ayının ikinci haftasında düzenlenen Tuza Dikkat Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Mahinur Şenol, Türkiye’de günlük tuz tüketiminin önerilen seviyelerin üzerinde seyrettiğini belirtti. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı yetişkinler için günlük tuz tüketimini 5 gramla, yani yaklaşık bir çay kaşığıyla sınırlı tuttuğunu hatırlatan Şenol, Türkiye’de bu miktarın ortalama 9 ila 10 gram seviyelerinde olduğuna dikkat çekti.

Dışarıda tüketilen fast food ürünleri ve hazır gıdaların da yüksek oranda sodyum içerdiğini belirten Şenol, tuzun yalnızca lezzet artırıcı olarak değil, raf ömrünü uzatmak amacıyla da gıda sektöründe yaygın biçimde kullanıldığını söyledi.

Yüksek tansiyonun en önemli nedenlerinden biri

Fazla tuz tüketiminin vücutta su tutulmasına yol açtığını ve bunun da kan hacmini artırarak tansiyonu yükselttiğini belirten Şenol, hipertansiyonun uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilen ancak ciddi sonuçlara neden olabilen sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti.

Şenol, hipertansiyonun kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve böbrek yetmezliği gibi ağır sağlık sorunlarına zemin hazırlayabildiğini belirterek, tuz tüketiminin azaltılmasının özellikle tansiyon hastalarında ilaç tedavisi kadar önemli bir adım olduğunu söyledi.

Ailesinde hipertansiyon öyküsü bulunanlar, diyabet hastaları ve 40 yaş üzerindeki bireylerin bu konuda daha dikkatli davranması gerektiğini ifade eden Şenol, düzenli tansiyon ölçümünün ihmal edilmemesi çağrısında bulundu.

Böbrekler ve damarlar da risk altında

Aşırı tuz tüketiminin yalnızca kalp ve tansiyon üzerinde değil, böbrekler ve damar yapısı üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirten Şenol, fazla tuzun böbreklerin yükünü artırdığını ve zaman içinde böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabileceğini söyledi.

Damar sertliği riskinin de artabileceğini ifade eden Şenol, uzun vadede kemik sağlığının da olumsuz etkilenebileceğini dile getirdi. Bu nedenle tuz tüketiminin yalnızca kısa vadeli değil, yaşam boyu sağlık açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Tuz alışkanlığı çocuk yaşta başlıyor

Tuz tüketim alışkanlığının çocukluk döneminde şekillendiğine işaret eden Şenol, çocuklara erken yaşta yoğun tuzlu gıdalar verilmemesi gerektiğini söyledi. Çocukların damak tadının erişkinlere göre daha hassas olduğunu belirten Şenol, erken yaşta yüksek tuz tüketiminin ilerleyen yıllarda hipertansiyon riskini artırabileceğini ifade etti.

Evde hazırlanan yemeklerde tuz miktarının azaltılması ve sofrada tuzluk bulundurulmaması gerektiğini vurgulayan Şenol, ailelerin bu konuda örnek davranış sergilemesinin önemine dikkat çekti.

Tuz tüketimini azaltmak için neler yapılmalı?

Uzm. Dr. Mahinur Şenol, tuz tüketimini azaltmak isteyenler için günlük yaşamda uygulanabilecek bazı temel adımları hatırlattı. Yemek pişirirken tuzu kademeli olarak azaltmanın, sofrada tuzluk bulundurmamanın ve paketli ürünlerde sodyum oranını kontrol etmenin ilk adımlar arasında yer aldığını söyledi.

Turşu, salamura ve işlenmiş et ürünlerinin sınırlandırılması gerektiğini belirten Şenol, tuz yerine limon, sarımsak, baharat ve taze otlarla lezzet sağlanabileceğini kaydetti. Dışarıda yemek yerken de daha az tuzlu tercih yapıldığının belirtilmesi gerektiğini aktardı.

“Damak tadı zamanla değişir” diyen Şenol, daha az tuzlu beslenmeye birkaç hafta içinde uyum sağlanabileceğini, küçük ama sürdürülebilir değişikliklerin uzun vadede önemli sağlık kazanımları getireceğini vurguladı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *