ORTAK ALFABEYE DOĞRU ADIM ADIM GİDERKEN
Adriyatik’ten Çin Seddi’ne yaklaşık 300 milyonluk bir insan kitlesini düşünün… Bir ucu Asya’nın içlerinde, bir başka ucu ise Avrupa’nın ortasında. Bu insan kitlelerinin belirli bir dava, kültür ve mefkure birlikteliğinin neler yaratabileceğini az da olsa tahayyül edin. Bu dava, ülkü ya da mefkure… Adına her ne derseniz deyin…
Bu dava yolunda koşacak insanların birbirlerini tanımaları ve iletişim kurmalarının hayati önem taşıdığı apaçık ortada. Bu iletişimin ve birlikteliğin yolu ise hiç şüphesiz ki “Ortak Alfabe”den geçiyor.
Bu konuda daha önce kimsenin tasavvur edemediği kadar hızlı bir yol alınmasından ötürü oldukça mutluyum. Artık bu önemli mesele, Türkiye başta olmak üzere Türkistan coğrafyasındaki tüm kardeşlerimizin ve soydaşlarımızın gündeminde. Bu meselenin yalnızca Türkiye’de değil, kardeş ülkelerde de karşılık bulması; artık bizlerin “ortak yol ve amaç birlikteliği” içinde olduğumuz anlamına gelmektedir. Daha ne olsun?
Bir zamanlar hayal edilen, kısıtlı imkanlarla tasarlanan bazı hedefler artık hayata geçiriliyor. Dönemin aydın ve entelektüel fikir insanlarının gündeme getirdiği güzel düşünceler, bugün bizzat devlet başkanlarının eliyle, hızlı kararlar ve doğru adımlarla gerçeğe dönüştürülüyor. Rahmetli mütefekkir İsmail Gaspıralı’nın dile getirdiği “Dilde, fikirde, işte birlik” mefkuresi, artık tam bağımsız Türk devletlerince ortak bir ideal haline getiriliyor. Bu doğrultuda emeği geçen herkese teşekkür etmek bir borçtur.
Ceditçilere, Türk aydınlanmasının fikri öncüleri olan Gökalp’e, Akçura’ya, Gaspıralı’ya ve elbette bu davayı bugünlere taşıyan akademi dünyamızın saygıdeğer hocalarına teşekkür etmek gerekir. Bunun yanı sıra Türk Devletleri Teşkilatı’nın bu denli işlevsel olmasında ve büyük işler yapabilmesinde pay sahibi olan devlet başkanlarımıza şükran borçluyuz. Türkiye Türklerinin kullandığı alfabeye yeni harfler eklenmeyecek. Tarihsel süreçte bu işi düşünen, tasarlayan pek çok kişi ve kurum olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce de aydınlar bu yolda önemli girişimlerde bulunmuşlardır. Hiç şüphesiz, bugünkü başarıların arkasındaki birikimde, geçmişte yazılan çizilenlerden ziyadesiyle istifade edilmiştir.
Yakın geçmişe bakacak olursak… Eylül 2024'te Azerbaycan’ın incisi Bakü’de mutabakata varılan 34 harfli ortak Türk alfabesinde, 1991 senesinde Marmara Üniversitesi’nde düzenlenen “Çağdaş Türk Alfabeleri Sempozyumu”nda alınan kararların seneler sonra ne denli büyük bir etki yarattığını görüyoruz. Yukarıda da ifade ettiğim gibi, geçmişte dikilen fidanlar artık meyvelerini veriyor.
Devamında, Eylül 2025'te Cengiz Aytmatov Enstitüsü tarafından ünlü yazarın Cemile isimli eserinin ortak alfabe ile basıldığına şahit olduk. Kasım 2025'te ise bu kez TÜRKSOY ve Türk Akademisi iş birliğiyle, Ortak Türk Alfabesi ile basılan yeni eserler kamuoyuyla paylaşıldı; Abay Kunanbayoğlu’nun Qara Sözder ve Cengiz Aytmatov’un Aq Keme (Beyaz Gemi) isimli şaheserlerini gördük. Yine Mayıs 2026’da Kazakistan’da Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) gayriresmî zirvesi büyük bir coşku içinde gerçekleşti. Bu zirvede tüm dünyaya önemli mesajlar verilirken; Dijital Türk Koridoru ve Türk Siber Güvenlik İttifakı gibi hayati konular masaya yatırıldı. 15 Haziran 2026’da ise Kazakistan bozkırlarının parlayan yıldızı Astana’da Türk Akademisi ile Türk Dil Kurumu (TDK) el ele verdi ve "Türk Dünyası Ortak Alfabe Komisyonu" 4. toplantısını gerçekleştirdi. Ortak Türk Alfabesi temelinde hazırlanan Kazak ve Kırgız Türkçeleri için alfabe önerileri kabul edildi ve bu tarihi gelişme tüm dünyayla paylaşıldı.
Bunca yıllık bir hedef, bir yol, bir ülkü; bugün ehil ellerce, emin adımlarla menziline ulaştırılıyor. Türklerin birbirlerini daha rahat anlayabileceği, her bakımdan bir ve beraber olacağı nice güzel yarınlara…