Tatil Yapıyoruz Ama Dinlenebiliyor Muyuz? Bölüm 2: Dinlenmek Bir Yer Değil, Bir Hâl
Bir önceki yazıda tatillerimizin nasıl farkında olmadan yeni bir koşturmacaya dönüştüğünü konuşmuştuk. Peki hiç düşündük mü; dinlenmek gerçekten nereye gitmekle mi ilgili, yoksa nasıl yaşadığımızla mı?
Bugün birçok insan tatilden döner dönmez yeniden tatile ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Bunun nedeni yorgunluğun sadece bedende olmaması. Asıl yorulan, sürekli düşünen, plan yapan ve hiçbir zaman durmayan zihnimiz.
Belki de bu yüzden bazen deniz kenarında otururken bile telefon ekranına bakıyoruz. Yanımızdaki insanlarla sohbet etmek yerine bildirimleri kontrol ediyor, bulunduğumuz anı yaşamak yerine onu paylaşmayı düşünüyoruz. O anın içinde olmak yerine, dışarıdan nasıl göründüğüyle ilgileniyoruz.
Oysa gerçek dinlenmek; birkaç günlüğüne hayattan kaçmak değil, hayatın içinde kendimize yeniden yer açabilmektir. Sabah alarm kurmadan uyanabilmek, çayın tadını acele etmeden çıkarabilmek, sevdiklerimizle uzun uzun sohbet edebilmek, bazen de hiçbir şey yapmadan oturabilmektir.
Çünkü huzur, bavula koyup gittiğimiz bir eşya değildir. Onu taşıdığımız yer, aslında kendi içimizdir. Eğer zihnimizi dinlendirmeyi bilmiyorsak, dünyanın en güzel manzarası bile bize birkaç saatlik bir mutluluk sunabilir.
Belki de bu yaz kendimize pahalı bir tatil değil, küçük bir iyilik hediye etmeliyiz. Bir günü plansız geçirmek… Telefonu bir kenara bırakmak… Gökyüzüne biraz daha uzun bakmak… Sevdiklerimizi gerçekten dinlemek… Ve en önemlisi, kendimizi ihmal etmemek.
Çünkü tatilin değeri, kaç kilometre yol yaptığımızla değil; eve döndüğümüzde içimizde ne kadar huzur taşıdığımızla ölçülür.
Belki de gerçek tatil, takvimde işaretlediğimiz birkaç gün değil; hayatın telaşı içinde kendimize ayırabildiğimiz o küçük ama kıymetli anlardır.