Ara
Manisa Manşet Gazetesi Manisa Haberleri Uğurelli: Öğretmen öğrencileri için ömrünü harcar

Uğurelli: Öğretmen öğrencileri için ömrünü harcar

Manisa İl Milli Eğitim Müdürlüğü “Maarifin Kalbinde Ramazan” etkinliği kapsamında iftar programı düzenlendi. Manisa Öğretmenevinde düzenlen programda eğitim camiası aynı sofrada buluştu. İl Millî Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, "Bizim yaptığımız iş yeri geldiğinde şehitlik mertebesine çok rahat ulaşılabilen bir iş. Bizim yaptığımız iş cenneti vadeden bir iş. Çünkü biz ömrümüzü öyle ya da böyle başkaları için harcayan insanlarız. Bir ömür veriliyor bize ve o ömrü öteki için gözünü kırpmadan harcayabilen kişinin adıdır öğretmen. "ifadelerini kullandı

KAYNAK: CÜNEYT HASÇELİK
Okunma Süresi: 6 dk

Yunusemre Anadolu İmam Hatip Lisesi, Güzel Sanatlar Lisesi trio grubu ile Sosyal Bilimler Lisesi öğrenci ve öğretmenlerinin katkılarıyla gerçekleştirilen programda Kur’an-ı Kerîm tilaveti, Ramazan ayının ruhunu yansıtan ilahiler, şiirler ve dualar yer aldı. Yunusemre Polinas Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri tarafından sergilenen semazen gösterisi de programa ayrı bir manevi atmosfer kattı. Program kapsamında Yunusemre Halk Eğitim Merkezi tarafından hazırlanan sergi protokol üyeleri tarafından gezildi. İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli,  bir arada olmanın ve birlikte yol yürümenin kurum kültürü açısından büyük önem taşıdığını vurgulayarak, özverili çalışmalarıyla Manisa İl Millî Eğitim Müdürlüğüne değer katan herkese teşekkür etti.Programa Vali Yardımcısı Erhan Günay ve İl Millî Eğitim Müdürü Mehmet Uğurelli, İl Millî Eğitim Müdürlüğü çalışanları katıldı. Programa idari amirler, daire personeli, basın temsilcileri, öğretmenler ve öğrenciler de katıldı.


"BİZİM YAPTIĞIMIZ İŞ YERİ GELDİĞİNDE ŞEHİTLİK MERTEBESİNE ÇOK RAHAT ULAŞILABİLEN BİR İŞ"


Öğretmenin kendi ömrünü başkaları için harcadığını vurgulayan Uğurelli, “Öğretmenler var aramızda ki ben de bir öğretmenim. Ve Milli Eğitime gönül vermiş çalışanlarımız var. Hepimizin ortak derdi çocuklarımızı geleceğe hazırlamak. Bu iş garip bir iş. Mesleğimizden bahsediyorum. Aslında isterseniz artık meslek demem mümkün mü bilmiyorum. Çünkü meslek tanımlarını yaparken karşıma şu çıkıyor. Doktor dediğimiz meslek sahibi, meslek erbabı bedenle uğraşıyor. Çiftçi dediğimiz tohumla, toprakla uğraşıyor. Demircisi ise eğer kastımız demirle uğraşıyor. Öğretmen? Öğretmen henüz tam olmamış, ellerimizde tamamlanacak olan, yarın ortaya çıkacak olan ruhlarla uğraşıyor. Öğretmenin yaptığı işte elinde somut eğip, büküp, düzeltebilip yetiştireceği, gerçekleştireceği ya da üreteceği bir ürün yok. Öğretmenin elinde tamam olmayı bekleyen bir ruh var. Ve bu hasretle, buradan hareketle, bizim işimiz elle tutulamayan, gözle görülemeyen durumları düzeltmek. İşte bu durumlardaki sınıfa girdiğimizde, işlerini çözmeye çalıştığımızda, geleceğe hazırlamaya çalıştığımızda çocuklarımızı, evlatlarımızı ki biz hepimiz onlara evlatlarımız diyoruz, çocuklarımız diyoruz. Başarılarıyla gurur duyuyoruz. Üzüntüleriyle hüzünleniyoruz. Fakat bazen öğretmen arkadaşım sınıfa girdiğinde, mutluluğunu da getiren, huzursuzluğunu da getiren, huzurunu da getiren ya da çok öncelerden tanıdığı ve içine düştüğü o karanlığı da getiren gençlerle, çocuklarla karşılaşıyor öğretmen. Ve günün sonunda insan yetiştirmenin hiç görmek istemediğimiz ağır bedeliyle de denk geliyoruz. Nereye, konuyu nereye getirmek istediğimi sanıyorum ki çok iyi anladınız. Pazartesi günü geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Fatma Nur Çelik öğretmenimize getirmek istiyorum konuyu. Bizim yaptığımız iş yeri geldiğinde şehitlik mertebesine çok rahat ulaşılabilen bir iş. Bizim yaptığımız iş cenneti vadeden bir iş. Çünkü biz ömrümüzü öyle ya da böyle başkaları için harcayan insanlarız. Bir ömür veriliyor bize ve o ömrü öteki için gözünü kırpmadan harcayabilen kişinin adıdır öğretmen. Biz yılacak mıyız? Yıkılacak mıyız? Vazgeçecek miyiz? Hayır. Çünkü önümüzde binlerce, yüzbinlerce, milyonlarca güzel örneğimiz var. Biz geleceğin büyük ve güçlü Türkiye'sini inşa etmek için durmadan, yorulmadan, aynı heyecanla sınıf kapısından içeri girip o çocuklarımızın içerisindeki saklı cevheri ortaya çıkarmaya gayret göstereceğiz” dedi. 


“KÖPRÜYÜ AYAKTA TUTAN KÜÇÜCÜK MIHLARDIR”


Uğurelli, “İftar sofrası bize yeniden biz diyebilme hasretine ulaştırıyor. Benlikten bizliğe geçişin önemli bir göstergesi aslında iftar sofraları. Hep beraber oturuyoruz. Hep beraber Bismillah deyip başlıyoruz. Orucumuzu bozup ibadetimizi tamamlıyoruz. Benden bize geçiş dedim ya, gün içerisinde hepimiz güne başlayıp ayrı odalarda ayrı dosyalarla ayrı işlerle ayrı toplantılarla ve birçok aslında birbirinden bağımsız gibi görünen işle hemhal olup akşamı birbirimizden farklıymış gibi bitirsek de, biz aynı yolu yürüyen insanlarız. Birlikte üretiyoruz, birlikte üzülüyoruz, birlikte seviniyoruz. Sıkıntılarımız da bir, dertlerimiz de bir ama yüzümüzdeki tebessüm de bir olsun istedik ve üzerinden bir yıl geçe. Çünkü yeniden kavuştuğumuz Ramazan'da, yeni bir Ramazan akşamında hep beraber olmayı umut ettik ve nihayetinde gerçekleştirdik. Biz diyorum, biz birlikte güçlüyüz çünkü. Eskiler bir hikaye anlatırlar. Derler ki zamanın birinde bir hükümdar genişçe bir masa kurmuş ve kendi döneminin bürokratlarını, askerlerini, soylularını, herkesi davet etmiş. Fakat gelin görün ki masada herkesin kaşı up uzun. Herkeste uzunca kaşıklar var. Bütün uğraşmalarına rağmen hiç kimse kaşı ağzına götürmeyi başaramamış. İyice yorulmuşlar, açlıkları da geçmemiş. Sonra bir an bir şey olmuş. İçlerinden biri kaşı karşısındakine uzatmış ve onu doyurmaya başlamış. Ve sonra bir diğeri. Derler ki cennet ve cehennem de işte böyledir. Eğer siz dünyada hep kendinizi beslemeye çalışırsanız cehennemi yaşarsınız. Yok eğer amacınız, gayeniz, istikametiniz ve yaşam mücadeleniz insanlar ise dünya size cennet kılınır diye. O yüzden biz de böyleyiz. Güçlü bir kurumuz. Herkes bireysel olarak başka bir işi yapıyor gibi görünse de kocaman demir bir köprünün ki ben bunu okullarda da anlatıyorum, uzaktan büyükçe bir köprüyü gördüğünüz zaman, demir bir köprüyü, ne kadar ağır demirlerle yüklü, ne kadar büyük ve kendinden emin çelik halatları var diye düşünürsünüz. Ama bilen bilir. O köprüyü ayakta tutan ne o demir bloklardır, ne o çelik halatlardır. Köprüyü ayakta tutan küçücük mıhlardır. O bütünlüğü sağlayan mıhlardır. Belki bizlerin adı anılmayacak. Belki yaptığımız işler hiç konuşulmayacak. Belki yeri ve zamanı geçtiğinde isimlerimiz bir daha anılmayacak. Hepimiz için söylüyorum bunu. Ama biz doğru yerde doğru bütünü sağlayan o küçücük mıhlarsak eğer, bizim yokluğumuzda ortada bir köprü de olmaz. Bulunduğumuz yer kıymetli. Bir mıha sorsanız sen köprü müsün diye? Cevap kesinlikle hayır olacaktır. Peki o olmadığında köprü ayakta kalır mı? Zinhar hayır. Önemli olan bulunduğun yeri önemli kılmak. Önemli olan sen oradaysan oranın ne kadar önemli olduğunu, kıymetli olduğunu anlamak ve işin doğrusu anlatabilmek” dedi. 


“MANİSA’DA GÜZEL BİR BİRLİKTELİK VAR”


Uğurelli sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir Ramazan'da daha bir araya geldik. Güzel bir birlikteliğimizin olduğunu düşünüyorum. Sadece Milli Eğitim'de değil bütün Manisa için bunu söylemem mümkün. Birçok arkadaşımda olduğu gibi okulları dolaşıyorum. İdari yapımız dolaşıyor. Müfettiş arkadaşlarımız dolaşıyor. Sizler işiniz gereği okullarımıza gidiyorsunuz. Bizdeki dönüşler çok kıymetli okullarımıza dair. Çünkü biz okulların en tepesinde okullar huzurlu çalışabilsin diye. Oradaki işler aksamadan geleceğe emin adımlarla yürüyebilsinler diye bizler tarafından, sizler tarafından dizayn ediliyor. Ve benim gördüğüm ilimizin genelinde eğitim anlamında çok güzel bir ekosistemimiz var. Çalışanlarımız mutlu, öğrencilerimiz mutlu, öğretmenlerimiz mutlu. Allah mutluluğumuzu daim etsin.” 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *