Ne garip bir zamandayız. Bilmekle emin olmak arasındaki fark neredeyse silinmiş gibi.
Artık bir şeyi gerçekten bilmek gerekmiyor. Kendinden emin konuşmak çoğu zaman yetiyor. Hatta bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki, insan ne kadar az bilirse o kadar çok konuşuyor.
Oysaki bilmek insanı durdurur.
Düşündürür…
“Acaba” dedirtir.
Ama bilmeden konuşmak öyle değil…
Hiç durmadan, hiç sorgulamadan, son derece rahat.
Bir bakıyorsun en keskin cümleler en az bilgiden çıkıyor.
En büyük yargılar, en yüzeysel bakışların ardından geliyor.
Aslında çok basit bir şey var:
Bir şeyin içi ne kadar boşsa, sesi o kadar çok çıkıyor.
Bugün herkesin her konuda bir fikri var. Ama o fikrin altı dolu mu… işte orası biraz şüpheli.
Okumadan yorum yapıyoruz,
Dinlemeden cevap veriyoruz,
Anlamadan kesin konuşuyoruz.
Bir de bunun başka bir tarafı var…
Eskiden insan bilmediği yerde biraz geri dururdu.
Şimdi öyle mi?
Bilmeden konuşmak bir yana,
Bilmeden hüküm verenler var.
Tanımadan yargılayanlar var.
Sınır bilmeden konuşanlar var.
Kime nasıl konuşması gerektiğini bilmeyen, yerini zamanını ayarlayamayan, büyükle büyük gibi, küçükle küçük gibi konuşamayan bir dil oluştu.
Saygı azaldıkça ses yükseldi.
Mütevazilik azaldıkça iddia çoğaldı.
Çünkü insan gerçekten bildiğinde, biraz daha haddini bilir.
Nerede duracağını, neyi ne kadar söylemesi gerektiğini…
Ama içi dolu olmayan o özgüven, hep bir adım önde olmak ister. Hep en doğruyu söyleyen o olmak ister.
Biz de fark etmeden buna alışıyoruz.
Sesini yükselteni güçlü sanıyoruz, net konuşanı doğru kabul ediyoruz.
Ama hayat öyle değil.
Gerçekten bilen insanların bir ağırlığı vardır.
Bağırmazlar.
Kendilerini ispat etmeye çalışmazlar.
Çünkü zaten bilirler.
Ama boşluk…
O hep kendini belli eder.
O yüzden ortalıkta çok ses var. Ama aynı oranda anlam var mı… emin değilim.
Bir süre sonra insan şunu öğreniyor:
Herkesi dinlemek zorunda değilsin.
Herkesin konuştuğuna inanmak zorunda da değilsin.
Zaman zaten her şeyi ortaya çıkarıyor.
Kim gerçekten biliyor, kim sadece biliyor gibi yapıyor…
Hiç uğraşmadan gösteriyor.
Ve en sonunda şunu görüyorsun:
Sesi en çok çıkanlar değil…
Gerçekten söyleyecek sözü olanlar kalıyor.
Çünkü mesele çok konuşmak değil.
Mesele ne söylediğini bilmek…
Ve galiba en önemlisi şu…
İnsan her şeyi bilmek zorunda değil,
Ama bilmediğini bilmek zorunda.
Herkes konuşabilir, sorun değil. Ama biraz durup düşünmek,
Biraz dinlemek,
Biraz da” ben bunu gerçekten biliyor muyum?” diye sormak…
İnsanı küçültmez.
Aksine tam da olması gereken yere getirir.
Çünkü bazen en doğru cümle,
Hemen söylenen değil,
Biraz düşünüldükten sonra kurulan cümlelerdir…
Velhasıl, ses yükselince değer artmıyor. İçi doluysa o zaten kendini belli ediyor…
Kişisel saldırılar yapmayın: Yorumlarınızda diğer kullanıcıları veya kişileri hakaret içeren ifadelerle suçlamayın veya aşağılamayın.
Irkçı, cinsiyetçi veya ayrımcı yorumlar yapmayın: Yorumlarınızda ırk, cinsiyet, etnik köken, din, cinsel yönelim veya herhangi bir ayrımcılık unsuru içeren ifadeler kullanmayın.
Yasa dışı faaliyetleri özendirmeyin: Yorumlarınızda yasa dışı faaliyetleri özendiren veya teşvik eden ifadeler kullanmayın.
Özel bilgileri paylaşmayın: Yorumlarınızda başkalarının özel bilgilerini paylaşmayın, bu bilgiler kullanıcıların adını, telefon numarasını, adresini, e-posta adresini veya diğer özel bilgileri içerebilir.
Spam ve reklam yapmayın: Yorumlarınızda spam veya reklam içeren ifadeler kullanmayın. Yorumlarınızın reklam içermemesine özen gösterin.