Belki de Mesele Aşure Değildi
Geçen yazımın sonunda insanların aslında birbirinden uzak durmak istemediğini; sadece yeniden yakınlaşmak için küçük bir bahaneye ihtiyaç duyduğunundan bahsetmiştim.
O günden beri aklımda aynı düşünce dolaşıyor. Belki de bize bunu en güzel anlatan şeylerden biri aşurenin kendisi.
Düşünsenize…
Bir kasenin içinde buğday da var…
Nohut da…
Fasulye de…
Ceviz de…
Tarçın da…
Hiçbiri birbirine benzemiyor.
Ama hiç biri de “ ben farklıyım” diyerek o kazanın dışında kalmıyor.
Tam tersine…
Farklılıklarıyla aynı kazanda buluşuyor ve ortaya tek başına hiçbirinin oluşturamayacağı bir lezzet çıkıyor.
İnsanlar da böyle olamaz mı?
Hepimizin düşüncesi farklı olabilir.
Hayata bakışımız…
Yaşadıklarımız…
Karakterimiz…
Ama bunlar birbirimize selam vermemize, kapımızı çalmamıza , halimizi hatırımızı sormamıza engel olmamalı.
Belki de bugün özlemini duyduğumuz eski komşulukların sırrı da tam olarak buydu.
İnsanlar birbirlerini değiştirmeye çalışmıyordu.
Sadece birbirlerine değer veriyorlardı.
Belki de yeniden ihtiyacımız olan şey, daha fazla teknoloji değil…
Daha fazla samimiyet…
Daha büyük binalar değil…
Kapısını çalmaktan çekinmeyeceğimiz komşular.
Çünkü insan, insana iyi gelir.
Bazen içten bir selam…
Bazen paylaşılan bir lokma…
Bazen de bir” çay içer misin?” cümlesi…
Yılların kurduğu mesafeler bir anda ortadan kaldırabilir.
Dilerim ki Muharrem ayinin bereketi sadece sofralarımıza değil , hayatımıza da yayılsın.
Ne derim ki birbirimize yaklaşmak için sadece özel günleri beklemeyelim.
Çünkü bazen bir tas aşure değil…
Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey , birbirimize yeniden” komşu” olabilmektir.
Hayırlı Muharrem ayları dilerim…