Çocukların şekerli içecek tüketimindeki artış sağlık uzmanlarını endişelendiriyor. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Özmert, özellikle yüksek miktarda ilave şeker tüketiminin çocukluk çağında obezite, insülin direnci, hipertansiyon, yağlı karaciğer ve diş çürükleri gibi birçok sağlık sorunuyla ilişkilendirildiğine dikkat çekti.
Özmert, nişasta bazlı şekerin yüksek fruktoz içeriğinin de ayrıca dikkate alınması gerektiğini belirterek ailelere hazır ve şekerli ürünlerin tüketimini sınırlandırma çağrısında bulundu.
Şekerli içecek tüketimindeki artış dikkat çekiyor
Türkiye’de ilkokul çağındaki çocukların şekerli içecek tüketimine ilişkin veriler, son yıllardaki artışı ortaya koyuyor.
Prof. Dr. Özmert’in aktardığı çalışmalara göre 7-8 yaş grubunda her gün veya sıklıkla şekerli içecek tüketen çocukların oranı 2013 yılında yüzde 12,7 iken, 2016’da yüzde 18,4’e yükseldi. 2022 yılında ise bu oran yüzde 42,3 olarak bildirildi.
Özmert, bu yükselişin çocukluk çağı obezitesi açısından hızlı önlem alınması gerektiğini gösterdiğini ifade etti.
Nişasta bazlı şeker neden gündemde?
Nişasta bazlı şeker, gıda üretiminde tatlılık sağlaması, ürünlere kolay karışması ve teknolojik kullanım avantajları nedeniyle çeşitli işlenmiş ürünlerde kullanılabiliyor.
Şekerleme, unlu mamuller, reçel, marmelat, dondurma, tatlılar ve bazı içecekler NBŞ kullanımının görülebildiği ürün grupları arasında bulunuyor.
Özmert, sofra şekerinde glukoz ve fruktozun eşit oranlarda bulunduğunu, glukoz-fruktoz şurubu olarak da adlandırılan bazı nişasta bazlı şekerlerde ise fruktoz oranının daha yüksek olabildiğini belirtti.
“Fruktoz karaciğerde hızla işleniyor”
Prof. Dr. Özmert, yüksek miktarda fruktoz tüketiminin karaciğer metabolizması açısından önem taşıdığını belirterek, fruktozun diğer şekerlerden farklı şekilde metabolize edildiğini ifade etti.
Bununla birlikte sağlık açısından temel riskin yalnızca tek bir şeker türüyle sınırlı olmadığına dikkat çeken Özmert, hangi kaynaktan gelirse gelsin aşırı ilave şeker tüketiminin sınırlandırılması gerektiğini vurguladı.
Fazla şeker tüketimi hangi sağlık sorunlarıyla ilişkilendiriliyor?
Çocukluk döneminde yüksek miktarda şeker tüketiminin obezitenin yanı sıra insülin direnci, hipertansiyon, yağlı karaciğer ve diş çürükleriyle ilişkili olabileceği belirtiliyor.
Özmert ayrıca aşırı şeker tüketiminin kardiyometabolik hastalık riskleri, bazı bağırsak sorunları ve sağlıksız beslenme davranışlarıyla da bağlantılı olabileceğine dikkat çekti.
Çocukluk çağındaki fazla kilo ve obezitenin erişkinlik dönemine taşınabilmesi ise konunun uzun vadeli önemini artırıyor.
Şekerli ürünler yeme davranışını etkileyebilir
Şekerli ve yağlı yiyeceklerin beynin haz ve ödül mekanizmaları üzerinde etkili olabildiğini belirten Özmert, bu ürünlerin tüketiminin zaman içinde artan bir davranış biçimine dönüşebileceğini söyledi.
Ancak “şeker bağımlılığı” ifadesinin tıp literatüründe henüz tüm yönleriyle kabul edilmiş bir tanımlama olmadığına da dikkat çekti.
Ailelerin kendi beslenme alışkanlıklarının çocuklar açısından rol model oluşturması nedeniyle evdeki tüketim düzeninin de önemli olduğu vurgulanıyor.
İlk iki yaşta ilave şekere dikkat
Prof. Dr. Özmert, yaşamın ilk iki yılında ilave şeker tüketilmemesinin tercih edildiğini, daha sonraki dönemlerde ise ilave şekerden gelen enerjinin mümkün olduğunca düşük tutulması gerektiğini belirtti.
Özellikle gazlı içecekler, şekerli içecekler ve besleyici değeri düşük yüksek şekerli ürünlerin çocukların günlük beslenmesinde sınırlandırılması öneriliyor.
Hazır ürünler yerine meyve ve evde hazırlanmış dengeli atıştırmalıkların tercih edilmesi daha uygun bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Etiket okumak neden önemli?
Hazır yiyecek veya içecek satın alınırken yalnızca toplam kaloriye değil, ürünün içerdiği ilave şeker, doymuş yağ ve tuz miktarına da bakılması öneriliyor.
Ürünün protein, vitamin ve mineral gibi besleyici bileşenler içerip içermediğinin değerlendirilmesi de sağlıklı seçim açısından önem taşıyor.
Uzmanlara göre çocukların beslenmesinde temel hedef, tek bir ürünü tamamen şeytanlaştırmak yerine toplam ilave şeker tüketimini azaltmak ve besleyici değeri yüksek gıdaları öne çıkarmak olmalı.
Çocukluk dönemindeki beslenme yetişkinliği de etkiliyor
Özmert, çocukluk çağında gelişen obezitenin erişkinlik dönemine taşınma ihtimalinin yüksek olduğuna dikkat çekti.
Bu nedenle çocukluk döneminde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması, yalnızca bugünkü sağlık açısından değil gelecekte ortaya çıkabilecek kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon ve metabolik sorunların azaltılması açısından da önem taşıyor.