Manisa
18 June, 2024, Tuesday
  • DOLAR
    32.57
  • EURO
    34.99
  • ALTIN
    2439.4
  • BIST
    10471.32
  • BTC
    64844.6$

BU YAZININ  BAŞLIĞI YOK

27 January 2023, Friday 14:46

Pandemi sonrası herkes siyasi kaosları konuşmayı yeğliyor uzun süredir. Bende çoğu zaman aynı şeyi yapıyorum. Kolayına kaçmak daha basit olduğu için belki de! Birilerinin payı var ve büyük deyip kendimizi kenara çekmek en kestirme yol. Yormadan yorulmadan.

Çok klasik olacak belki ‘SEN’ derken sadece bir parmağın karşıyı, üç parmağın kendini gösterir.

Toplum olarak seviyoruz fikrimiz olsa da olmasa da düşüncelerimizi beyan etmeyi. Siyaset konuşurken yakıp yıkıp dökmeyi.  Sanki koltuk bize verilse sihirli değnekle tek seferde bir düzen kuracağımızı. Hatta dünya siyaseti konuşup kulaktan dolma bilgilerle kendi ülkemiz hariç dünya ülkelerine hayranlık duymayı. Ekonomik, siyasi, sosyal ve iş yaşantılarını pürüzsüz gösterip, hayranlık uyandırmayı. Çoğu zaman kendimizin bile inanmadığı konuları o anın içine kapılıp karşı tarafa tam da böyle hissediyormuş ve ona inanıyormuş gibi aktarmayı. Birde şöyle bir şey var ki bunu çok tehlikeli buluyorum. Dinleyen insanların itiraz yetilerini kaybetmiş gibi davranmaları. Konuşulanın doğru veya sürdürülebilir olmadığını düşünse de. Belki sohbeti daha çok ateşlememek ya da karşı tarafın edeceği itirazı ciddiye almayacağına inanarak geride kalmayı tercih eder olunuyor.

Z kuşağının en sevdiğim huyu, çoğu zaman fazla abartmış oluyor olsalar da hatta fazla hazırcı bulsam da o nesli, sorgulamam kabiliyetlerini asla yitirmemiş olmaları bize çoğu zaman yersiz gelse de; sorgulayarak doğruyu bulacaklarına olan inancım hiç azalmıyor.

Şimdi şu düşüncelerde aklınıza geliyor eminim. E hiç mi siyasetin suçu yok. Ya da hiç mi eleştirilip sorgulanmayacaklar. Tabiki eleştireceğiz de sorgulayacağız da ama önce eleştirel tavrımızı geliştireceğiz. Eğriyi doğruyu göreceğiz. Sürü psikolojisinden yakınıp, sürüde başkaldırıp fikrini söylemek isteyenin başını kesmek istemeyeceğiz. Dinlemeyi en çok da duymayı öğreneceğiz. Eğitimsizlikten yakınıp öğretimin bir parçası olmasına itirazda bulunmayacağız. Su götürmez gerçeklerin karşısında itibarsızlaşacağımızı bile bile durmayacağız. Kişiye karşı önyargımızı kenara koyup içi dolu olan her şeyi duymayı öğreneceğiz. Bakmak konusunda başarılıyız, görmek konusunda eksiğimiz çok, tamamlanmalı kanımca.

 İlber Ortaylı’nın da bir söyleşisinde dile getirdiği gibi: Dünya ülkeleri bizi kollarını açmış beklemiyor çünkü beklenen mülteci ekibinden değiliz. Böyle düşünmeli bu doğrultuda davranmalıyız.

Peki birazda pandemi ve sonrasında manevi kaoslardan bahsedelim mi?

Çok yakınımı, mesai arkadaşımızı, çocuğumuzu, aile büyüklerimizi kaybettik. Çok fazla manevi faturalar ödendi. Sürece göz attığımızda neler olmuştu? Önce tek tek hastalar sonra eve kapanmalar sonra şehirlerarası kapanmalar sonra kıtalar arası kapanmalar.

Neler duyduk? Yeni bir dünya düzeni olacağını. Ekonomi, yaşantı, sosyal hayat, iş hayatı bu kulvarlarda köklü değişiklik olacağını. Peki oldu mu? Bence oldu.

Ekonomi; sadece ülkemizde değil dünyada yönünü değiştirdi. Gelişmekte olan ülke kategorisinde ki kara parçaları normalden daha fazla etkilenmekte. Evet maddi açıdan ciddi sıkıntılar var. Bir gün önce aldığımız çikolatayı bile kar sayar olduk. İnsanlar eskiden bir evim bir arabam olsun hayali kurar. Bunun için çabalardı. Ve orta yaşlara geldiğinde bunlara sahip olma olasılığı yüksekti. Şimdi hayali bile uzak. Peki bu durum düzelir mi? Benim umudum var. Babamın bir sözü var. ‘babadan toprağın olsa nolur, vatanın olmadıktan sonra’ . bu işin son noktası.

Aile yaşantısı; ben aile konusunun pandemiden sonra çok evrildiğini düşünüyorum. Medyaya boşanma başvuru ve kararlarının arttığı yansısa da bir çok insan özlediği yuvaya da kavuştu. Neden? Çünkü hayat yavaşladı. Hatta uzun süre durdu. Kapatılan ortamlar bir çok insanı çıkılamayan evlerden dolayı ölmeden mezara girmiş duygusuna kaptırdı. Birçok insanda bu hissiyatın aksine göz göze gelmeye sohbet etmeye temas etmeye dinlemeye değil duymaya bakmaya değil görmeye başladı. Ve bu hazza erişti. Hayat ve geçim telaşının durması özlenen, istenen hatta arzu edilen ortamları ve duyguyu ön plana çıkardı.

İş ve sosyal hayatta yine ciddi ivme kaydetti. En basitinden, mesai saati diye saylatılan ve sırf bu yüzden ciddi mobbing ortamlarına gebe olan; esnek saatler hatta evden çalışarak hiçbir işin aksamadığı kanıtlandı. Hala bu mesai stiliyle çalışan şirketler var. Hatta birçok bayan arkadaşım ebeveyn dışında birine ihtiyaç duymadan eşiyle mesai saatlerini ayarlayarak çocuklarına daha kaliteli yaşam sundu. Daha rahat gebelik süreçleri atlatıldı.

Sosyal hayattaki arkadaş ve insan yokluğu ise kimileri için dost kıymeti bildirirken, kimileri için aslında kendine ayıracağı daha çok vakitte neler başarabileceğini gösterdi.

Sağlıcakla kalın.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.