Durmak lazım bazen.. sadece durmak.. Sabah akşam trafiğinde geçen ömürler, dijital ekranların önünde yorulan gözler, stresin altında ezilip büzülen kalpler.. Sonra kaldıramayacağı kadar yükün altında ezilen vücut patlak veriyor en zayıf noktasından. 

Hayat bizi beklemez. Kendi bildiğini okur. Hayata yetişebilmek için, önce hayatın gözlerinin içine bakmak gerekir.

Hayatın nasıl? Nereye gidiyorsun? Bu telaş, zamanla yarış niye? Gittiğin yollar seni nereye götürüyor? Gitgide kendinden uzaklaştırıyor mu? Peki ya sevdiklerin, yapmaktan hoşlandığın şeyler? 
Paran, unvanın, kariyerin var.. da ne olacak? Ya sonrası?
"Gelecek" ne zaman gelecek?!
Dışarıda keşfedilecek bir dünya, doyasıya yaşanmayı bekleyen bir hayat varken; sizin hep bir yapacak işiniz, girecek toplantınız, yazılacak raporunuz, görüşülecek çok önemli meseleleriniz, üretmeniz gereken "acil" çözümleriniz var da bir tek kendinize sürecek merheminiz yok.
Halbuki hayat boşa harcayamayacak kadar kıymetli.. Kıymetli de tutulmalı. Çünkü ellerinden kaçıp gideceğini anladığın gün, gözünün önünden hızla geçenler, umarım ki hayatın boyunca zevkle yaptıkların olur, bir türlü yapamayıp içinde kalanlar değil.
Ne süratle gidersen git, ara sıra durmayı da bil.
Dur ve düşün..