Sonrası üzerine eklenerek devam eden ve insanları yalnızlığa hızla sürükleyen aksak, çatlaktan su sızdıran sosyal iletişimler.

 

İletişimin literatürde birçok çeşidi ve açıklaması vardır ancak en kısa ve net olanı bilginin göndericiden alıcıya anlaşılır şekilde iletilmesidir.

Günlük hayatta kullandığımız birçok iletişim şekli var.

Sosyal ilişkilerde,

İş hayatında,

Evlilikte.

.

.

.

Günlük hayatın bir sorun listesi yapılsa, listenin ilk üçünde bence ‘iletişim’ kesinlikle olur.

Arkadaşlarla kurulan iletişimin herkese göre başka olduğu aşikar. Kimileri kendileri için çizdikleri çerçeve içinden asla çıkmaz. Kimileri herkesin herşeyi söylemesinden asla rahatsız olmaz. Kimileri eleştirel iletişime çok kapalıdır. Kimileri sevgi ve dokunsal iletişimin kölesi. Hal böyle olunca yelpazede geniş oluyor. Çünkü insanlar algıda da mimik ve jestte de çok farklı anlıyor ve anlaşılıyor. İletişim kopukluklarının tabanında yatan sorunlarından biri de; benim işim, benim yoğunluğum, benim hatalarım, benim hayatım, benim doğrularım, benim sevgim, benim nefretimle başlayan cümleler. Hem iletişimde hem ilişkide bencilliğin temelini atan söylemler. Sonrası üzerine eklenerek devam eden ve insanları yalnızlığa hızla sürükleyen aksak, çatlaktan su sızdıran sosyal iletişimler.

İş hayatında iletişim ise günümüz dünyasında çok daha vahim durumda, tamamen menfaat üzerine. Ancak bu menfaat düzeni o kadar normalleştirilmiş ki. Eğer bu zincirin bir parçası olmayı gerek iletişerek gerek davranış şekliyle reddettiğiniz takdirde mobbinge maruz kalmanız çok olası. Hatta mobbing günümüzde artık iletişim yolu olarak çok tercih edilir hale geldi. Hayatımızın her alanında bununla mücadele ediyoruz. Olumsuz etkilerini ve normalleştirilmeye çalışılmasını bir kenara koyalım. Fiziki temassız şiddet şekli olan mobbing, çoğu zaman sevgi dili olarak bile tercih ediliyor. Seviyorum evden çıkamazsın, seviyorum çalışamazsın, seviyorum gidemezsin, kıskanıyorum yapamazsın, alamazsın, gülemezsin… Ancak ben mobbingin içine sığdırılan sevgiyi tüm benliğimle reddediyorum. Hiçbir canlı, iletişim ve iyi niyet çatısı altında buna maruz bırakılamaz.

Evlilikte iletişimin penceresinin ise çok geniş bir dünyaya açıldığını düşünüyorum. Toplumun temel taşınında aile olduğunu varsaydığımızda iletişim temelinin burada oluştuğuna kanaat gelmek hiç de zor olmuyor. Aile içi şiddet, önyargı, birbirlerini duymayan çiftler düşünülüp. Taşlar yerine koyulduğunda ortaya çıkan manzara; benlik mücadelesi veren, özgüvensiz çocuklar. Bu çocuklar bir birey olup sosyal hayata adım attıklarında tutarlı olmayan, düzensiz iletişimler kuruyor. Peki aile içi iletişim bu konunun temeliyse ve gelecek için kaygılıysak. Biz anne babalara düşen görevler neler? Ya da kendimize görev edinmemiz gerekenler?

Bence ;

Teknolojik sınırlar belli olmalı,

Sosyal medya sınırlandırılmalı,

Sevgi garanticiliği olmamalı. ‘Ne de olsa seviyor. Bir yere gidemez.’ Düşüncesi kadar kangren bir düşünce yok.

Hayata, işe, arkadaşlığa olan önyargılar. Gözgöze gelindiği an da  kenara bırakılıp sorun için çözüm üretilmeli. Sorunu geçiştirmeye mahal verilmeden.

Dinleme ve duyma arasında ki ince çizgide asılı kalmak iki taraf içinde tünel sonundaki ışığı göstermemekten başka bir işe yaramaz.

Empati, her zaman kazandırır, güçlendirir, birleştirir.

Emek, her zaman toparlar ancak tek taraflı olmadığında.

Bunlara özen gösterildiğinde ne olur? Göz hizasına inilen çocuklar, dinlenen ve çözüm odaklı düşünme yetisine sahip ilk gençlik. Duyarlı iletişimi kuvvetli yetişkinleri peşinden getirir. Ve sizin her sabah kapıdan uğurladığınız o, beyefendi veya hanımefendi belki gün içinde dokunduğu başka bir hayatın aksak iletişim zincirini düzelmesine sebep olur…

Sağlıcakla kalın yol arkadaşlarım.