Kur’ân’ın tarifinde: Yeryüzü insana bir döşek gibi serilmiş, bir beşik gibi insanın içinde huzur duyacağı bir hâlde yaratılmış.. Güneşe insanın bir lambası, bir sobası olma vazifesi verilmiş, yıldızlar kandiller hükmünde, gecenin karanlığında, insana ikram edilmiş..

Havasıyla, güneşiyle, toprağıyla, her an ahengi muhafazada, dengede tutulan bu kâinat, insan için bir hizmetkâr, bir binek, bir döşek, bir sofra, bir çarşı-yı âlem.. İnsan için saray gibi döşenmiş, süslendirilmiş, onun hizmetine verilmiş.. Kâinat sarayının sofralarında, insan iştahsız da bırakılmamış, tüm sofralardan istifade edebileceği, sınırsız bir ihtiyaç verilmiş.

İşte, Cenâb-ı Mevlâ, kâinatta ne varsa, tüm nimetlerin uçlarını insanla bağlamıştır. Yani, insan kâinatın her tarafıyla alâkadar bir vaziyette yaratılmıştır. Biz, bu kâinatın bütünüyle alâkadarız.. Dağıyla, taşıyla, toprağıyla, çiçeğiyle, güneşiyle, deniziyle,.. her şeyiyle, kâinat bizim için yaratılmıştır.. Kalbimiz, âlemin tamamına muhabbet edebilecek bir kabiliyette halk olunmuş..

Hz. Ali'nin dediği gibi: "Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük âlem sende gizlidir."