Hz. Peygamber’in (sas) çocuk eğitiminde öne çıkan bazı hususları siz değerli okurlarım ile paylaşmak isterim. İslam âlimlerinden bir kısmı çocuk eğitiminin eş seçimiyle başladığını ifade etmişlerdir. Âlimler, bu görüşlerini insanın sadece fiziki olarak değil manevi bakımdan da anne ve babanın sahip bulunduğu temiz seciye, izzet ve şerefle iyi ahlak ve tabiatı yahut da bunların zıddı olan çirkin huy ve davranışları genler yolu ile almasına dayandırmışlardır. O halde seçilecek eş evlatlara anne ve baba olmaya uygun tabiatta ve ahlaki olgunlukta olmalıdır.

İnsanın fiziki yapısına etki ettiği gibi manevi yapısına da etki eden bir diğer unsur yenilip içilenlerdir. Gıdanın temiz ve sağlıklı olması kadar onun helal olması da önemlidir. Bu durumda helal süt emmiş, helal haram hassasiyeti gözeten biriyle evlenmek çocuk eğitimi için oldukça önemlidir.

Bu hususta Cenab-ı Hak, “~ ~ ~
Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara, 2.168) buyurarak yiyeceklerin sadece sağlıklı ve temiz olmasının yeterli olmadığını aynı şekilde helâl de olması gerektiğini bize bildirmiştir.

Anne ve baba adaylarını zorlu bir görev beklemektedir. Bu zorlu göreve başlarken yapılacak manevi hazırlıkların başında dua etmek gelir. Nitekim bizlere yol gösterici olarak gönderilen peygamberlerden Hz. İbrahim de “Rabbim! Bana iyilerden olacak bir evlât ver!” şeklinde Allah’a niyazda bulunmuştur. Çocuk doğmadan ve doğduktan sonra yapılacak dualar anne babanın önemli güç kaynaklarının başında gelmektedir.

Yapılan araştırmalar çocuk eğitimi ve terbiyesinin anne rahmine düşmesi ile devam ettiğini gösteriyor. Eşler bu konunun bilincinde olarak davranışlarını ona göre şekillendirmeyi ihmal etmemeliler. Hamilelik sürecini güzel geçiren hanımların çocuklarının ruhen ve bedenen daha sağlıklı olduğunu ortaya koymaktadır.

Hamilelik sürecinde annenin durumu ve ruh hali ne kadar önemli ise babanın ruh hali, ailesine karşı davranışları ve tutumu bir o kadar önemlidir. Bu sebeple anne adayına karşı bu dönemde beylerin daha iyimser, daha sevgili ve ilgili olmaları gerekmektedir. Bu sebeple çocuk terbiyesi konusunda doğru adım atmak isteyen ebeveynlerin öncelikle bilinçlenmesi hayati önem taşımaktadır.

Çocuk daha anne karnındayken yapılması gerekenler vardır. Psikoloji biliminin tespitlerine göre de annenin hüznü, sevinci ve endişesi, bebeğin ruhunda derin tesirler uyandırmaktadır. Kur’an okuyan bir anne bebeğiyle bağını vahye dayalı şekilde kurmakta, ona fıtratındaki hakikati daha anne karnındayken fısıldamaktadır. Bu itibarla ilerleyen süreçte de benzer bir yöntem izlenmelidir. Bugün bilim ana karnındakinin bile dışarıda olan sesleri duyduğunu söylüyor. O halde anne adayları yavrularına kitabın sözlerini daha karınlarında iken duyurmaya çalışmalıdırlar. 

Çocuğumuz dünyaya gelince ona ilk bant kaydı yapılacaktır. Yani kulaklarına ezan okumalı ve kamet getirmeliyiz. Böylelikle kulağındaki ilk ses Allah’ın dinine çağrı olsun.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.anhüma) doğduklarında, ilk telkin olarak sağ kulaklarına ezan, sol kulaklarına da ikâmet okumuşlardır. Çocuğun kulağına ezan ve kametin okunması, din eğitiminin daha ilk günden başladığının bir nişanesidir.

Ebu Râfi (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hz. Fatıma (radıyallahu anhâ) oğlu Hasan (radıyallahu anh)'ı doğurduğu zaman, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı kulağına ezan okurken gördüm." (Ebu Dâvud, Edeb 116)

Rezîn şu ziyadeyi kaydeder: "Kulağına ihlas süresini okudu, hurma ile tahnik etti ve ismini koydu."

Çocuğumuza anlamlı, güzel bir isim verilmelidir. Manasız isimlerin çocuğun fıtratı üzerinde olumsuz etkileri vardır. Zira her isim bir şeyi çağrıştırır, anımsatır. Çocuk ismi ile her çağrıldığında bu onda telkin etkisi yapar.

Yeni doğanın sevilip kabullenildiğinin önemli bir göstergesi de ona isim vermedir. Çünkü aldığı isimle beraber artık çocuğun kimlik inşası yolunda ilk adım atılmış olur. İsim, hayatı boyunca çocukla birlikte var olacak, onu temsil edecek hatta bazen kendisinden önce ismi bilinecektir. Bu sebeple Resûlullah (s.a.s.) çocuklara güzel isim koymayı tavsiye etmiştir.

Resûlullah etrafındaki çocuklara güzel isimler vermiştir. Hz. Ali’nin evlatlarına savaş anlamına gelen Harb ismini vermek istemesine karşın Resûlullah (s.a.s.) güzellik anlamına gelen Hasan ve Hüseyin isimlerini vermiştir. Yine isminin “Bahir/zayıf, hasta ve mecalsiz” olduğunu söyleyen çocuğun ismini “Beşir/Müjdeci” olarak değiştirmiştir. 

Ebeveynin, çocuğun doğumundan sonraki ilk yedi gün içinde, başındaki tüyleri kesip ağırlığınca ‘sadaka’ vermesi uygun bir davranıştır. Ayrıca; Allah’ın kendilerine evlat nasip etmesinin şükrünü ‘akika kurbanı’ keserek eda etmeleri, imkân varsa yakınlarına ve dostlarına ikramda bulunmaları tavsiye edilir. Hatta çocuk haberini veren kimselere de hediye takdim edilmesi de güzel olur.

Mu'âviye İbnu Kurre'nin şu sözlerinden, doğumda verilen ziyâfetten bir gâyenin de çocuk için başkalarının duasını kazanmak olduğu anlaşılmaktadır. Diyor ki "Oğlum Iyas dünyaya geldiği vakit Ashâb-ı Nebîden bir gurub dâvet ettim. Onlara ziyâfet verdim. Yemeği yedikleri zaman dua ettiler.

Çocuk doğduktan sonra ona verilecek ilk gıda önemlidir. Ona verilecek ilk gıdanın güzel ahlak sahibi, faziletli, sünneti seniyye çizgisinde yaşayan alim bir kimsenin elinden olması bereket sebebi olur. Buna tahnîk yapmak denir. Hurma, yoksa tatlı gıdalar ağızda çiğnenir ve o şey çocuğun damağına sürülür.

Hz. Aişe annemiz, “Hz. Peygamber (sas)'e çocuklar getirildiğinden bahseder, ayrıca o, Efendimizin (sas) onlara bereketle dua ettiğini” ifade etmiştir.

Çocuğa yapılan dua doğumunun ilk gününde tahnik sırasında yapılan duadan ibâret değildir. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in ileri yaştaki çocuklara da dua ettiğini mânevî tevâtür derecesini bulan rivayetler te'yid etmektedir.

                   Kıymetli Okuyucularım!

                   Çocukları kız erkek ayrımı yapmadan sevmek, her birini Allah’ın lütfu olarak görmek onlara karşı şefkat ve merhamet göstermek İslâm Dini'nin emirlerindendir.

                        Hz. Peygamber (sav), bir yandan İslam dininin herkese ve her kitleye ulaşması için uğraşırken, öte yandan kendisine inanan insanların ve onların çocuklarının eğitim, öğretimiyle de meşgul olmuştur. Çocukların eğitim öğretimiyle ilgili hem kendisi bazı uygulamalar gerçekleştirmiş hem de bu konuda bazı talimatlar vermiştir.

Çocuklara karşı gösterilen sevgi için çocuk psikolojisi uzmanları “büyüme vitamini” nitelemesinde bulunmaktadırlar. Çünkü yapılan araştırmalar ve incelemeler, çocuk için sağlanan her türlü fiziksel ortamın, hiçbir zaman içtenlikle gösterilen sevginin yerini tutmadığını ortaya koymaktadır.

Hz. Âişe (r.anha) vâlidemiz şöyle anlatır: Beraberinde iki kiz çocuğu bulunan bir kadın yanıma gelip, bir sadaka istedi. Ben araştırdım ve bir hurmadan başka birşey bulamadım. O hurmayı verdim. Kadın hurmayı ikiye bölüp her birisine birer parça verdi, sonra da gitti. Rasûlullah (s.a.s.) gelince durumu kendisine arz ettim. Buyurdu ki: "Kim ki kendisine kız çocuk verilirse ve o da onlara ihsanda bulunursa; onlar kendisine ateşten hicap (perde) olurlar." 

Ebu Saîd (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Kim "üç kız" veya "üç kız kardeş" veya "iki kız kardeş" veya "iki kız" yetiştirir, terbiye ve te'diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse cenneti hak etmiştir." Ebu Dâvud, Edeb, 130.

Özetle; çocuk eğitiminde anne babanın “çocuk yetiştirme yöntemleri”ni öğrenmeleri gereklidir. Çocukların inançlı, sağlıklı, manevî değerlerine bağlı, vatan ve millet sevgisi ile dopdolu, çevresi ile barışık olarak yetiştirilmesinde birinci derecede anne baba sonra da toplumun rehberliği önemlidir.

Çocukların yetişkinlerden çok daha fazla etkiye açık olmaları münasebetiyle ebeveynlerin yaşamın ilk yıllarından itibaren çocuklarının bir arada olduğu kişilerin (bakıcı, kreşlerdeki eğitmenler, arkadaşlar vb.) seçimine özen göstermeleri hayati önem taşır.