Vücutta farklı görevleri bulunan ve pankreas bezinin beta hücrelerinden  üretilen  insülin hormonunun başlıca görevi, kanda bulunan glikozu (şeker) hücrenin içine girip   kullanılmasını sağlayarak vücutta kan glikoz dengesini düzenlemektir. Dolayısıyla şekerin  hücre içine girdiği kapının anahtarı insülindedir. İnsülin olmazsa hücre içine  giriş mümkün olmaz. Bir de insülinin fazla salgılanıp birikmesi hali var ki, bu durumda da sistem bozulur ve  giriş kapıları kilitlenir. Hücre içine giremeyen şekerin kanda seviyeleri yükselir ve glikoz dengesi bozulur.

Günümüzde araştırmalara göre yetişkin bireylerden her 4 kişiden birinin obez, diyabet hastası ya da yüksek tansiyon hastası olduğu biliniyor. Bu hastalıkların yanı sıra yine karaciğer yağlanmasının en az diyabet hastalığı kadar sık görülmesi, toplumda kalp, damar ve kronik nörolojik (MS,alzhemier,demans,epilepsi gibi) hastalıklardaki artışın birincil derecede nedeninin vücutta oluşan insülin ya da şeker piklerinin (yükselip üst sınırlara gelmesi) olduğu düşünülüyor.

Kan şekerin hızla yükselten basit karbonhidratlar olan nişastalı, şekerli (beyaz ekmek,poğaça gibi unlu mamüller, patates,çay şekeri,pirinç) besinler, pankreastan hızla insülin salınımına neden olur. Bu durum ise kan şekerinin vücutta yağ olarak depolanmasına, kanda şeker oranının hızla düşmesiyle kısa sürede açlık hissine neden olur. Bu döngünün tekrarlanmasıyla; obezite, insülin direnci, beta-hücrelerinde fonksiyon bozuklukları, oksidatif stres, kronik inflamasyon, damar çeperlerinde bozukluklar, kan lipit seviyelerinde bozulmalar,  Tip 2 diyabet, hipertansiyona ve damar sertlikleri kendini göstermeye başlar.

“Hipertansiyon yüksek tuz tüketimiyle ilgili, şeker bunun neresinde?”diye düşünebilirsiniz ancak bazı araştırmalar insülin seviyenizin yüksek olması, kan damarlarınızın esnekliğini azaltabilip, böbreklerde   su   ve sodyum tutunmasıyla sonuçlanabileceğini bildiriyor.

Toplumumuzda çoğu kişinin günlük enerjisinin dörtte birini veya daha fazlasını ilave şekerden aldığını düşünecek olursak durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılıyor. İlave şeker tüketimi organlara zarar vermekten  başka  ruh  sağlığını  olumsuz etkileyebiliyor. Bunu beyinde oluşan iltihaplanma yoluyla depresyonu veya  anksiyeteyi  tetikleme şeklinde yapabiliyor.

Bu zararlı etkilere maruz kalmamak  için  şekerli, unlu besinler yiyerek insülini gıdıklayıp çoşturmak  yerine  yavaş insülin salınımı sağlayıp, kan glikoz seviyelerinde dengeyi yakalayabileceğiniz  kompleks karbonhidrat olan baklagiller, yeşil sebzeler, meyveler ve tam tahıllar gibi lif oranı yüksek işlenmemiş  besinlerle beslenmek sağlığınız için en akıllıca tercih olacaktır.

Sağlık ve şifa ile kalın…