Gönül kelimesi, kalp kelimesi gibi ‘dönen şey’ demek. Aslında Arapçada kalp ‘dönen şey’ demek. Sabit değildir. O yüzden Hadis-i Kudsi’de vardır; ‘İnsanın kalbi, Allahu Teâlâ’nın iki kudret parmağı arasındadır, nereye isterse oraya çevirir.’ Bu üzerine uzunca düşünmemiz gereken bir şey. Bir kabımız var ve bu kabın içinde belli miktarda bir şey var diye görürüz. Hâlbuki o kap, kalp değildir. Evet, kalp, o kabın içinde gözükür ama aslında bütün kaplar, bütün varlık o kalbin içindedir. Allahu Teâlâ, sonsuzluğu insanın içine koymuştur. Nitekim Allahu Teâlâ buyuruyor ya, ‘Ben yere göğe sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım.’ Şimdi bunlar bize bir şey söylemeli. Çünkü bir mefhumun hakikatine erişemezsek, o mefhumu tahakkuk da ettiremeyiz. Bir şeyi tam manasıyla kavrayabilmek için fehmetmek gerekir. Bunun için mutlaka o mefhumun hakikatine erişmek gerekir. İman akılda değil, beyinde değildir. Akılla yolunu bulursun, o yol seni kalbe götürürse iman edersin. Yoksa akıl seni kalbe çıkarmadığı sürece bir işe yaramaz. Menzil her zaman kalptir. Çünkü Allahu Teâlâ’nın nazargâhıdır kalp.
Mevlânâ Hazretlerinin bir sözü var. Diyor ki: “Akıl, sana mürşidin kapısına kadar lâzımdır. Hasta olan birisine akıl, doktorun kapısına gidene kadar lâzımdır. Doktora gittiğin anda ona teslim olursun.” Dolayısıyla akıl, Allahu Teâlâ’ya teslimiyet yolunda gereklidir. Teslimiyet olduğu anda kalp devreye girer.
Bazı kelime bilimcilere göre, “gönül” kelimesi ‘gömlek’ kelimesiyle aynı kökten geliyor. Gömlek değiştirilen bir şeydir. Yine Arapçadaki manasına yakın bir manası var. Kalp nasıl değişen bir şeyse, gönül de değişen bir şeydir. O yüzden insanın aslında şu dünya hayatındaki imtihanı, gönlün bu değişkenliğini Allah’ta, Hakk’ta sabitlemektir. Bütün hayatımız böyle özetlenebilir.