“Kent havası insanı özgür kılar” diyor S.M. Man Frei. Gerçekten de tarihsel gelişim süreci içinde kentler özgürlüğün doyasıya yaşandığı yerler olarak algılanmıştır. Kent tarihi gösteriyor ki, demokrasi bilinci geliştirmenin iki koşulundan biri, insanın kentine ait olduğu duyumsaması, ikincisi de kentin üzerinde fiilen söz sahibi olabilmesidir. Peki biz bu iki ön koşullarda özgür müyüz? Kente aidiyetlik konusunda yerel yönetim ve birey birlikteliği mümkün müdür? Kent insanı kentte hangi durumlarda söz sahibi oluyor? Yalnızca Kent yöneticilerinin seçiminde mi varlığı biliniyor?

        Kent havası acaba gerçekten insanı özgürleştiriyor mu? Bir kez, unutulmamalı ki haklar ve özgürlükler birlikte bir bütünü oluştururlar. Birine saygısızlık diğerine de saygısızlıktır. Konuşması, yazması, tepkilerini dile getirmesi yasaklanmış bir kentte yaşıyorsa olsa da özgür sayılamaz. Bu yönden bakıldığında kent havasının insanları daha özgür kıldığı söylenebilir mi? Yoksa, kent yaşamının kent insanını tutsak yapmakta olduğu daha gerçekçi bir değerlendirme midir? Bu sorunun yanıtlanabilmesi için üç saptama önemlidir: Bir kez, kentleşme, sanayileşme ve kapitalist gelişme; tüketimi, insanların bencilliğini ve rant arayış özlemini kamçılıyor. Bu da insanların birbirleriyle ve yaşam ortaklarıyla olan ilişkilerindeki davranışlarını etkilemekten geri kalmıyor. İnsanın çevresine ve kentsel değerlerine yabancılaşmasının ardındaki temel nedenlerdendir.

        Kent havasının insanı özgür kıldığı gerçeğini toplum yapısının genel koşulları belirliyor. Olguların birbirine bağlılığı burada da kendisini gösteriyor. Boyutları ister yerel, ister ulusal, ister uluslararası olsun. Cengiz Bektaş’ın dediği gibi, “Bir kez kültür kirlendi mi, onsan sonra herşey birbirini izliyor.

        Bir kentin kimliğini oluşturan onun kültür varlığı; kültürüne katkıda bulunan kent kimliğidir. Bu bağlamda kent kültürünün dar anlamıyla belediyenin tiyatro temsilleri, sergileri, kitap fuarları, folklor gösterileri ve benzeri kültür sanat etkinlikleri olarak algılanması ve onunla yetinilmesi yanlış ve eksik bir kent kültürü anlayışıdır. Aranması gereken ölçüt, kalıcı kültür ögelerinin korunması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesidir.

           Kent kimliği dendiğinde ne anlamak gerekir? Acaba kentlerin ayrı kimlikleri var mıdır? Modern çağın geniş imkânları, yapılı çevre, şık giyimli insanlar, yüksek binalar, caddeler, arabalar, mağazalar, iş merkezleri… Acaba bunlar, bir yere kent demek için yeterli midir? Yine, kent sadece çalışılıp yemek yenen, araba sürülen, dinlenilen mekânlardan mı ibarettir?

     Günümüzde kentlerin kimliklerini yitirerek gittikçe birbirini andıran dokuların ortaya çıkması kültürel anlamda bir sorun olmakla kalmayıp, ekonomik, sosyal ve psikolojik sonuçlar doğurmaktadır. Kentlerin kimliklerini koruyabilmesi ve kimliklerine uygun gelişebilmesi, gelişimin ekolojik, sosyal ve kültürel boyutlarının ihmal edilmemesine bağlıdır. Gelişme yolundaki kentlerin büyümesi kent kimliği gözetilerek gerçekleştirilmelidir. Bu da kent kimliğinin, önemli bir planlama parametresi olarak ele alınmasını gerektirmektedir.

           Kentin kimliğine sahip çıkmak başta o kentte yaşayanlara düşmektedir. Bu bakımdan, resmi örgütlenmelerin yanında sivil toplum örgütlerinin de yer alması gerekmekte, bu da kentin geleceğine dair politikaların oluşmasında fertlerin yükümlülüğünü öne çıkarmaktadır. Aksi takdirde, kent yönetiminin kent halkının gerisinde kalma tehlikesi ve kent kimliğinin bundan zarar görme ihtimali daima vardır. Bu sebeple, kentli toplumda fertlerden, kentin kimliğinin oluşum-gelişim-koruma sürecine katılmaları beklenir. Esasen, katılımcılık günümüzde idari her alanda olduğu gibi kent yönetiminde de uyulması gereken bir prensip olarak kabul edilmektedir. Diğer taraftan kent kimliğinin korunması kentlerin planlanmasının statik anlayışla değil, kentsel stratejik yönetim planlama ve yönetim yaklaşımıyla yapılması gerekmektedir. Zira, kent kimliğini koruyarak gelişimin sağlanması için, gelişim planlarında bir yandan kültürel gerekleri yerine getirilirken, bir yandan da gelişimin ekolojik, sosyal ve estetik boyutlarının kent kimliğiyle birlikte ele alınmasına, yani bütüncül planlamaya ihtiyaç vardır.