Kentler ekonomik faaliyetin pazaryeri olduğu kadar kültürlerin de merkezidir. 21.Yüzyıl, bir “kent yüzyılı” olarak anılıyor. Dünya nüfusunun büyük bir kısmı kentlerde yaşıyor, üretiyor ve tüketiyor; ulus-devlet sınırlarını aşarak birbirileriyle daha çok ve daha yakın ilişkiler kuruyor. Kentler arası küresel diyalog giderek genişliyor, çeşitleniyor ve yeni bir paylaşım ağı doğuyor. Kentlerin daha iyi, daha eşitlikçi, daha düzenli yaşam alanları sunmaları; kentlerde yaşayan insanların ihtiyaçlarının karşılanması ve sorunlarının giderilmesi, günümüz dünyasında başarısızlıkları ispat edilmiş, demode, modernist hayaller olarak görülmektedir.  Artık önemli olan kentlerin ya da kentlerin sunduğu yaşam alanlarının en iyi ve en güncel yöntemlerle pazarlanmasıdır. Kentlerin küresel sermaye ve insan dolaşımı açısından daha çekici hale getirilmesidir. Bu ortamda kentlerin pazarlanmasında kültür ve sanat içerikli politikalar büyük önem kazanmaktadır. Kültür ve sanat, kentsel alanların devlet kurumları ve sermaye odakları tarafından yeniden üretilmeleri süreçlerinde geliştirilen kent politikalarının temel unsurları haline gelmektedir.

          Günümüzde bu tür işlevlere hazırlıklı olan kentler yalnızca kendi yakın çevrelerinde değil, uluslar arası ölçekte hizmet verebilecek konuma gelmektedirler. Bu kapsamda bir taraftan küreselleşmeye açık, bir taraftan da yerelleşmeyi özendiren kentsel yapılar ortaya çıkmaktadır. Bu iki durumda da Turizm ve Sanat, sermayeyi kente çekmeye yarayan araçlar olarak, doğrudan pazara yöneltilmiş durumdadır. Bu kullanımlar kentin altyapısının farklılaşması ve yeni imajlar oluşturulması anlamına gelmektedir. Kentin güçlü ve pozitif yanlarını ve kentin karakteristiklerini istenilen kitlelere yayan güçlü araçlar oluşturmayı hedefleyen bütünsel ve kapsamlı bir sürece ihtiyaç duyulan kültür ve sanat içerikli kent politikaları; sürdürülebilir kent turizminin kente sağladığı ekonomik etkilerin yansımasını kısa sürede alacaktır.

            Kültür ve sanat içerikli kent politikaları; yerel yönetimlerin kenti tanıtmaya yönelik çabaları olarak değil, kent gelişim programı olarak algılanmalı ve değerlendirilmelidir. Bu durumda denilebilir ki, yapılan organizasyonlar, aktiviteler kentin tanıtımında rol oynamaktadır. Fakat kente ait etkili bir politika dahilinde yapıldıklarında daha etkili sonuçlar ortaya çıkartmaktadırlar. Bu durum Manisa’nın Uluslararası etkinliği “Mesir Festivali” kapsamında tartışılabilir. Manisa’nın tanıtılmasına yönelik katkı sağlamıştır. Fakat bu noktada Manisa’nın etkin bir kültür ve sanat içerikli etkinliği olup olmadığı sorgulanmalıdır. Gerçekleştirilecek projeler, kentin vizyonu ya da başka bir deyişle geleceği çerçevesinde bütünsel bir bakış açısıyla ele alınmalıdır. Böyle bir değerlendirme yeterli analiz ve sentez çalışmalarına dayandırılarak oluşturulacak kültür ve sanat eksenli politikalar çerçevesinde yapılmalıdır. Bu stratejinin varlığı uzun bir süreci kapsayan marka olma yolunda tüm kent paydaşlarına nereye ve nasıl gideceklerine yön verecektir.

Bir şehrin kültürel gelişmişliği; kültür ve sanat etkinlikleri, şehir halkının etkinliklere katılımı ve katkısı, oluşturulan sanat ortamının sürekliliğidir.  

        Binlerce yılda birikmiş olan soyut ve somut kültürel mirasa sahip Ege coğrafyasının zengin şehri Manisa’da kentin kültür çeşitliliğini, insanlığın ortak mirası olarak algılamak, benimsemek, sahiplenmek, paylaşmak, bunların gelecek kuşaklara doğru kültür ve sanat politikalarıyla toplumsal duyarlılık oluşturmak, kültür bilincini geliştirmek ve kentin kültür hafızasını canlı tutmak kent ve kentliyi bütünleştirecektir.