Tarihi, doğası ve kültürüyle yaşanılası bir şehir olan Manisa'da birçok kişinin bunca güzelliğin farkında olmadığı ısrarımı sürdürüyorum...

Tarihi, doğası ve kültürüyle yaşanılası bir şehir olan Manisa'da birçok kişinin bunca güzelliğin farkında olmadığı ısrarımı sürdürüyorum...

Bu güzelliklerin yeterince farkında olmama durumu, ihmalkarlıklar zincirini ve beraberinde sessiz bir yok oluşu getiriyor.

Daha çok tarihi ve kültürel zenginlikler için ortaya koyduğum bu iddiama, Manisa sokaklarını arşınlayan ve çevreyi gözlemlemeyi bilen herkes, özellikle eski çeşmelerin haline baktıkça hak verecektik.

Aslında tarihi camilerin, türbelerin, hanların, hamamların, köprülerin ve diğer nice zenginliklerin durumu da pek farklı değil.

Mesela 'restore edilmiş' gibi görünen önemli camilere biraz yakından bakıldığında, bu eserlerin de ne derece özensiz şekilde korunduğu ortaya çıkacaktır.

Geçenlerde yazmıştım, koca Mimar Sinan'ın muhteşem eserlerinden biri olan Manisa Muradiye Camii'nin 18 kubbeli revakları son 100 yıl içinde herkesin gözü önünde yıkılmış ama ne gören olmuş, ne duyan!

Bazen, 'aşırı sıcak havalar, insanların duyarlılığını zayıflatan önemli bir etken olabilir’ diye düşünüyorum.

Kitlesel duyarlılık ile mevsim şartları arasında bir bağlantı varsa, şu günlerde yaşadığımız bunaltıcı sıcakların da insanın aklını başından alacak şiddette olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Ama yine de en azından akşam üstleri mutlaka yürümek lazım bu günlerde Manisa sokaklarında. Bir cami bahçesinde nefeslenmek, yayla suyu akan bir çeşmeden kana kana su içmek gerekir...

Bunları yaptığınızda, yazının başlığına koyduğum 'ıhlamur kokuları'nı tüm varlığınızla hissetmemek, doyasıya içinize çekmemek mümkün değil!

Korkarım, adım başı boy veren ve bu günlerde çiçeklenen ıhlamur ağaçlarının muhteşem rayihasını doya doya içine çekmeyen nice insan var bu şehirde!

Hayatın koşuşturmasından her gün birkaç saat veya en azından birkaç dakika alıkoyamıyorsak kendimizi ve ruhumuzu  dinlendiremiyorsak bu güzelliklerle, nasıl bir cazibesi kalacak yaşadığımız hayatın?