Üniversite son sınıfta fakülte gazetesinde yayınlanan 'Tuz Gölü bizlere ömür!' başlıklı haberimle Aydın Doğan Vakfı'nın Genç İletişimciler Yarışması'na katılmış ve 'Yılın Genç Gazetecisi' ödülünü kazanmıştım. Haberde Tuz Gölü'nün yok oluşunu anlatmıştım.

Aradan 22 yıl geçti ve bu kez bir köşe yazımda maalesef aynı başlığı bir başka göl için atıyorum: Marmara Gölü bizlere ömür?

Sıkça yazdığımız Marmara Gölü haberlerinde her seferinde 'Ege Bölgesinin en önemli su kaynaklarından biri olduğuna ve aynı zamanda binlerce kuşa ev sahipliği yaptığına' dikkat çekiyoruz. Yani hem insanları besleyen bir bereket kaynağı hem de kuşları besleyen bir kuş cenneti...

Son yıllarda yaşanan kuraklık bir gerçek. Buna çevresel etkenler de eklendiğinde, Gölmarmara Gölü'nün günden güne kurumasına engel olmak zordu. Maalesef yetkililer zor ama çok önemli bu görevi yerine getirmek yerine işin kolay olanını tercih etti!

Ömrünü bu gölün kurumamasına adayan Gediz Havzası Erezyonla Mücadele, Ağaçlandırma, Çevre ve Kalkınma (GEMA) Vakfı Başkanı Şener Kilimcigöldelioğlu çok direndi, mücadele etti, kapı kapı dolaştı ama olmadı. Yeniden canlanması için yol ve yordam gösterdi, dil döktü, neler yapılabileceğini anlattı ama ikna edemedi!

Gölün kuruyan bölümünde oluşan binlerce dönümlük alanı gasp eden bazı deli dumrullar, kanunları yok sayıp bir süredir burda tarım yapıyor ve büyük rantlar elde ediyorlardı. Göl arazisinin bunların elinden kurtarılıp yeniden suyla doldurulması ve eski haline döndürülmesi yerine TİGEM'e devri için çalıştı birileri.

Nihayetinde gölün 3'te 2'lik bir bölümünün Marmara Gölü Sulak Alanı Rehabilitasyon Üzerine İş Birliği Protokolü çerçevesinde TİGEM tarafından tarımsal amaçlı kiralanması karalaştırıldı. 3'te 1'inin ise göl olarak kalması öngörüldü.

Ortaya çıkan durumu 'ehveni şer' gibi görenler var. Gaspçıların elinde olacağına en azından devletin elinde olsun, tüm millet burdan faydalansın diye düşünülüyor. Tabii ki bu toprakların devlet kontrolünde olması çok önemli. Ama mevcut kanunlara göre buralar zaten kamuya ait araziler. İzinsiz tarıma bu güne kadar engel olunamaması asıl soru işareti!

Doğru olan, gölün yüzde 100'ünün suyla doldurulması, böylelikle Ege Bölgesinin en önemli su kaynağının tam olarak korunmasıydı. Mevcut göl arazisinin sadece 3'te 1'lik bölümünün suyla nasıl ve ne zaman dolacağı da tam olarak netleşmiş değil. Bu konuda kafalarda soru işaretleri var.

Olaya müdahil olan Devlet Su İşleri'nin ve Manisa Valiliği'nin Marmara Gölü için neden böyle bir karar alındığını ve kararın ayrıntılarını iyi anlatması gerekiyor. Çünkü bu konuyu takip edenler ve son yıllarda göl ile ilgili süreci izleyenler, son gelişmelerin gölü kurtarmayacağını, aksine yok oluşunu hızlandıracağını düşünüyor.

İnşallah yukarıda attığım başlığı bir gün değiştirmek zorunda  kalır; 'Marmara Gölü yeniden dirildi!' türü bir başlık atarım...