Bir adam tanıyorum sevdasının başında 40 yıl beklemiş. Yetmemiş 40 yıl yasını tutmuş yetmemiş 40 yıl sonra gitmiş koynunda uyumuş.

Başkaymış gönül işleri asıra yakın geçmişte. Kabullenmek kabul etmek çok zormuş. Hele başka köyden sevmek büyük cesaret. Köy başka olunca atın sırtında gidip gelmekte zor. Çeşme başında denk gelmekte. Hele o ela gözlüde biraz çetin olunca. Sevda işi dik yokuşa tırmanıp suyun terin içinde kalmak gibi oluyormuş.

Zaten hayata da çok yenik başlamış anasının karnındayken yitip gitmiş babası. Ondanmış bunca eksikliği, ondanmış bu kadar yarımlığı. Hayat daha nefes almadan başlamış ondan almaya.

Boylu poslu, yeşil gözlü, geniş omuzlu, pala bıyıklı, dürüst ve çalışkan bir delikanlı olmuş. Hayat evire çevire tokaçlayarak pişirmiş bu delikanlıyı. Ondan alındıkça o tutunmak için didinmiş.

E artık vakti gelmiş tabi bir ela gözde fena yakmış canını. Haber gelmiş köyden. Tüm gün terör estirmiş kapıda önüne kim geldiyse terslemiş. Samanlığın arkasındaki koca taşa oturmuş doluya koymuş almamış boşa koymuş dolmamış. Güneşte artık yeryüzünü ufaktan terketmeye başlamış. Kor kırmızısına dönen gök mü yoksa yangın yeri yüreği mi belli değilmiş? Kimse de bilmiyormuş ki karşılıklı mı değil mi? Köyün gençleri zaten bu köyden kız yok sana demekten geri kalmıyorlar. Birde haber mi getirecekler sana ‘ bire avare’ diye geçirmiş içinden. Ah demiş ah bir ışık bulsam… Bu böyle olmaz demiş elinde toprağı karıştırdığı ince çubuğu fırlatıp tek hamlede atlamış Yıldız’ın sırtına. Dört nala çıkmışlar köyden ha kızım! diyormuş ha kızım! gün batmadan karşı köye girmemiz lazım. Yıldız sanki neye gittiğini biliyor gibi koşuyormuş çatlama pahasına.

Köye girdiklerinde hava zifiri karanlıkmış. Köy meydanını bir kolaçan etmiş kalabalık mı diye. Her günün aksine in cin top oynuyormuş. Bir gariplik var diye geçirmiş içinden ama ela gözlü dilberi kaçırmak olduğu için niyeti işine gelmiş bu durum. O yüzden çok düşünmemiş üzerine. Varmış çıkmış evin önüne bir kuytuya Yıldız'ı bırakıp. Kapının önünde kalabalık ayakkabıları görünce tüh! demiş misafir var. Göremem çıkmaz ki bu gece diye geçirmiş içinden. Evin etrafında bir tur atmış. Mutfak camının önüne gelince ışığa doğru dönüp çivi gibi çakılmış olduğu yere. Hiç ummadığı an da göz göze gelmiş elma gibi gözlerle. Su gibi diye geçirmiş içinden. Nasıl olurda bu kadar güzel olabilir ki diye de eklemiş kendince. Kız da Pala’yı görüp farkedince donmuş kalmış. Bir an kendine gelip yukarı doğru açılan camı hafifçe yukarı sıyırıp.

-         Öldürürler seni çabuk git buradan istiyorlar bu gece beni demiş. Pencereyi aşağı indirmiş.

Nasıl ya? Olmaz gitme bekliyorum ben seni götürmeye geldim bile demeye fırsatı olmamış. Kendine geldiğinde hissettiği o çaresizliği 40 yıl sonra anlattığında bile sesi titrermiş Pala’nın. Ama koymuş kafaya ölüsü meydanda sallandırılacak dahi olsa onu almadan bu gece o köyden çıkmamayı. Yıldız'ın yanına dönmüş eyere sıkıştırdığı mataradan  kana kana suyunu içmiş önce. Sonra yaslanmış Yıldız'a.

-          Bak güzel kız bu gece beni bu köyden sağ salim çıkarman lazım tek gidip çift döneceğim.

İyice dinlen deyip uzaklaşmış.

Kapının önüne tekrar gelmiş ama hala bilmiyor ki kızın gönlü kimde. Evin etrafında dönüp dönüp duruyormuş. Bir saat iki saat üç saat ne mutfağa gelen var ne evin kapısından çıkan. O artık umudu olmadan mutfak penceresini izlerken hafiften gaz lambasının ışığı aydınlatmış mutfağı ah! demiş geldi dilberim. Hiç bakmıyormuş pencere tarafa. İyice yaklaşmış Pala dalmış seyre. O kadar dalmış ki ne pancereye geldiğini farketmiş ne de açıldığını farketmiş. Bacaklarında hissettiği acıyla kendine gelmiş. Sevdalısı güğümden yeni doldurduğu bulaşık suyunu dökmüş üzerine. Neye uğradığını şaşırmış acısı geçecek gibi değilmiş ama o çok mutluymuş. Demek ki gönlü Pala'daymış. Hemen planı yapmalıyım diye düşünmüş. Bu gece bu köyden çıkmaları lazım. Ama bacağının acısından ne düşüneceğini şaşırıyormuş ah be güzel dilber bu nasıl insafsızlık deyip gülmüş. İnsan içine iki bardak soğuk su koyar da ılıştırır. Sonra yine kendi kendine gülerken bulmuş kendini.

Misafirler gitti el ayak çekildi. Lambalarda söndü. Gece kendini iyice baykuş seslerine bırakmıştı. Odasının penceresini biliyordu gitti altına oturdu birazda burada bekleyecekti. Bacakları hala yanıyordu. Artık kalkması gerekiyordu. Kalkıp hafifçe cama tıkladı. Sanki o anı bekliyor gibi pencere hemen sıyrıldı. Hazırlanmış bohçası kucağında girmişti yatağına.  Önce bohçasını sonra sevdiceğini aldı ve Yıldız'ın sırtına tek hamlede attılar kendilerini. Pala Yıldız'ın kulağına eğilip ha gayret! dedi beni utandırma. Hah! Dedi ve Yıldız sanki biliyordu atın sırtında sevdiğine güvenip yola çıkan kızın yüreğinin yangın yeri olduğunu. Artık dönecek bir baba evi olmadığını. Evini yurdunu bırakıp sevmediği bir adam olacağına sevdiği adamla bu hayatın kahrını çekmeye döktüğü gözyaşını sanki Yıldız biliyor gibi hem dört nala koşuyor hemde sırtındakileri hiç incitmiyordu. Hava ağardığında asker arkadaşının evine varmışlardı. Sıcak çorbaları hazırdı. Hemen nikah islemlerini halledip köye Pala'nın annesinin elini öpmeye gittiler. Yeni hayatları başlamıştı. Rabbim onlara dünya meyveleri nasip etmişti beleyip büyüttükleri. Çok şeyi göğüslediler beraber Pala aksi bir adam olmuştu yaş aldıkça ama of demedi Ela kadın. Eli açık sofrası bereketliydi. Ama tez yakaladı ecel yakasını ömrünün baharında evlatlarının muradını göremeden kapandı gözleri. Pala'nın da dünyası kararmıştı. 40 yıl yas tuttu. Evlatlarını evlendirip torun sahibi oldu. Evlen diyenlere varsa onun gibi getirin evleneyim deyip kapıdan kovdu. Torunlarına saatlerce yaşadıkları o kısa ömürde biriktirdikleri anıları hep ağlayarak anlattı. Yaşından ötürü at bakamadı ama atlara hep hayrandı. Yanıkdı Pala doğduğundan beri, Ela kadın gidince kolu kanadı da kırıldı. 40 yıl sabretti, özledi, hasret çekti ama üstüne gül koklamadı. Sonra gül gibi eşini bulan ecel birgün geldi onu da buldu. Şimdi hasretinin koynunda yatıyor onca yılın acısını çıkarır gibi.

Mekanın cennet olsun Pala.

Seni çok seviyorum.

Sağlıcakla kalın.