Rabbimiz bir ömür sınanıp da dünya imtihanlarının tümünü başarıyla aşabilenlerden eylesin. Her birimize bu canlar bu tenlerde kaldığı sürece rızasını kazandıracak bir hayat yaşayabilmeyi, razı olduğu hal üzere huzuruna varabilmeyi, memnun olduğu kullarıyla birlikte haşrolabilmeyi nasip eylesin.

Rızası istikametinde bir hayat yaşayabilmeyi nasip eylesin. Marifet onun rızasını kazanmış biçimde onun huzuruna varabilmektir. Eğer Allah bizi severse bundan daha büyük mükafaat düşünülemez.

Bugün Hz. Peygamberin aramızda olmadığını biliyoruz. Ancak onun sünneti seniyyesinin evimizde, yurdumuzda, örfümüzde geleneklerimizde yaşadığını da biliyor ve yaşatmak için de gayret sarf ediyoruz.

Rabbimizin razı olduğu kul olabilmek için onun emirlerine riayet etmeye Rasûlünün sözlerini hayatımıza taşımaya gayret etmeliyiz.

Malımız mülkümüz evladü ıyalimiz bizi Allah’a yaklaştırıyorsa bir anlamı var, bizi ondan uzaklaştırıyorsa bizim için değerini kaybeder. İmtihanlar da böyledir.

Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak salih ameller ise, Rabbinin katında, sevap olarak da ümit olarak da daha hayırlıdır. (Kehf, 18/46)

~ ~ ~
            Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi, Allah'ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (Münâfikûn 63/9)

Marifet Allah’ın rızasını kazanmaktır. Marifet filan servete sahip olmak, makam mevki kazanmak değil rızasını kazanmaktır.

İman ve salih amel, Allah nezdinde insanların değerini gösteren en önemli iki ölçüdür. 

Kur’an-ı Kerim’de yüze yakın ayette yer alan “Salih Amel” öncelikle Allah Teâlâ'ya ibadet ve taatte bulunmak, Allah'ın kullarının yararına faydalı işler yapmak anlamında kullanılmıştır. Baki/kalıcı olması salih amelin temel vasfıdır.

~ ~ ~
Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar. (Beyyine, 98/7)

 

Helâl ve meşru olan, Allah’ın rızası gözetilerek yapılan her türlü iş, şayet düzgün ve sağlam yapılmışsa salih amel olarak nitelenir.  

Salih bir müminin üretimi de salih olmalıdır. Salih amel, Müslümanlara sadece ahiret mutluluğu değil, güzelliklerle dolu bir dünya hayatı da sunmanın yoludur.

Her meslek erbabı üretimini temiz, sağlam yaptığında ancak helâlinden kazanmış olacaktır.

Salih ameller: Okul yaptırmak, mescit yaptırmak, kitap yazıvermek, yolcular için misafirhane inşa etmek, bir yere su getirmek, çevreyi temiz tutmak, hayvanlara barınak yapmak, onların ihtiyaçlarını temin etmek gibi kalıcı yatırımlardır.

İki kişinin arasını düzeltmenin (ıslâhu zâti'l-beyn), güzel komşuluk, iyi arkadaşlık, adil ortaklık, başarılı ebeveynlik, salih evlat yetiştirmek hepsi salih amel grubundandır.

~ ~ ~
            Güzel iş yapanlara (karşılık olarak) daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır. (Yunus: 10/26.)

Ebedi hayatımızın bayrama dönüşmesi için kitabın ölçülerine uymamız gerekir. Allah’ın ve Rasûlünün tüm emirlerini bütün işlerimizden daha önde tutmamız gerekir.

Bakara Suresi 165. Ayeti kerimede şöyle buyurulur. Mü'minlerin Allah'a olan sevgisi daha güçlü bir sevgidir. Müminler en çok Allah’ı sever.

Müminlerin en güçlü sevgileri Allah’a olan sevgileridir. Allah’ı seven Mü’min onun sevdiği işleri yaparsa, onun istediği istikamette yaşarsa Allah’ta o kişiyi sever. Severse gönüllerde o kişiye karşı bir muhabbet yaratır. ~ ~ ~

 

“İnanıp salih ameller işleyenler için Rahmân, (gönüllere) bir sevgi koyar.” (Meryem, 19.96)

İmanın ispatı olan salih amellerle dolu bir hayat yaşarsak Allah bizi sevecek, kullarına da sevdirecektir.

Hadis-i şerifte anlatıldığına göre; Allah Teala bir kulu sevdiği zaman Cebrâil’e: “Ben filanı seviyorum onu sen de sev!” diye emreder. Cebrail onu sever ve sonra gök halkına: Allah filanı seviyor, onu siz de seviniz, diye seslenir. Gök halkı da o kimseyi sever, sonra yeryüzündekilerin kalbinde o kimseye karşı bir sevgi uyanır.

Allah Teala bir kula buğzettiği zaman, Cebrail’e: “Ben, filanı sevmiyorum, onu sen de sevme!” diye emreder. Cebrail de onu sevmez. Sonra Cebrâil gök halkına:

Allah filan kişiyi sevmiyor, onu siz de sevmeyin, der. Göktekiler de o kimseyi sevmezler. Sonra da yeryüzündekilerde o kimseye karşı bir kin ve nefret uyanır. (Müslim, Birr 157)

Rabbim, bizi sevsin, sevdiklerine sevdirsin.