Şiddet!!!

Şekli çok değişmedi mi sizce de? Bir dönem sadece fiziki olarak edilen kavgayı ifade ederken bugünlerde adam öldürme, boğaz kesme gibi söylerken bile insanı dehşete düşüren birşeye dönüştü. Katletmenin adı şiddet oldu. En kötüsü de dehşet veren bu olaylara herkes kendince kılıf bulup bir çerçeve çizdi. Vuranınkinin de adı şiddet oldu, katledeninkinin de  adı şiddet acımasızca kendine bakmadan karşı tarafı eleştireninkininde adı şiddet !!!

Can almanın bir kılıfı olabilir mi? Nasıl bir düşünce ve psikoloji halidir bu? Cinnet denilen şey bu kadar kolay mı geçiriliyor? Yoksa odamı bir kılıf? Etrafındaki küçük çocuğu göremeyecek kadar kör mü ediyor gözleri? Ondan sonra ne olacak diyemiyor mu insan? Ya da o telin koptuğu noktaya nasıl geliniyor?

İlk sosyal yaşantı, ilk iletişim ailede başlıyor. Düzenli aile hayatı olmayan çocuk maalesef sosyal yaşantısını da düzenlemekte çok zorlanıyor. Söz sahibi olamıyorsa ifade etme şekli gelişmiyor. Düşünceleri sorulmuyorsa bende varım burada diyemiyor. Aile içinde görmezden gelinen çocuk, yetişkin bir birey olduğunda hatta anne ve baba olduğunda o silik görüntülü hayatı o kadar kabulleniyor ki; kendi görünmezliğine sadece kendini değil eşini çocuklarını alıyor. Hatta bu çocuklar varsa bir yetenekleri onu baskılıyor yada tam tersi bir konuda deha seviyesine gelebiliyor.

Aile içinde yaşanan bir başka şiddette maalesef evlat ayrımı. Bizim topraklarımızda eskiden şiddeti daha fazla olup şu an yine devam etmekte olan cinsiyet ayrımı. Erkek çocuğun evde kalacağı kız çocuğunun gideceği algısı hiçbir zaman yenilemedi. ( Ancak kalan hep kız çocukları olmuştur bu hayatın acı tecrübesi.) Bu durum kız çocuklarının sosyal statülerine, ilişkilerine, hatta aile içinde kim haklarına bile sahip olmalarına izin vermedi. Böyle olunca da kimi evlilikte çare buldu, kimi madde bağımlısı sevgilisinden sevgi dilendi, kimi ona şiddet uygulayan eşinden kaçamadı. Çoğu gidecek yeri olmadığı için katledildi.

Aile dışında kalan bütün çevreye sokak diyelim biz. Sokaktaki şiddetin bambaşka bir yüzü var tabi. Yelpazesi çok daha geniş. Fiziki şiddet sebepleri park yeri, omuz atma, trafikte yol verme olabilirken sokak seni konuşma şeklin, arabanın markası, üstüne giydiğinle, ayağına aldığınla, eşinle dostunla şiddet uygulayabilir. Ve fazlasıyla da acımasız olabilir. Sokağın haddi yok. Eğer sen küçücük sessiz kalırsan sokağın şiddeti çabuk çığ olur. Nefes alacak yerin kalmaz. Senden başka herkes sana hükmediyordur. Bu yüzden hayatın % 70 i sokak ve en çok dik durman gereken yer orasıdır.

Eğitim kurumları da başka sosyal ortamımız. Çocuklarımızın hem kendilerini hem çevrelerini tanımaları açısından uçsuz bucaksız bir pazar. Bu pazarda iyilik var, kötülük var, samimiyet var, güven güvensizlik var, akran zorbalığı ve ben savaşı var. Ve bunların hepsini göğüslemesi gereken minik insanlar var. Aile temelleri ne kadar sağlam olursa uyumları o kadar hızlı ve sorunsuz oluyor.

Bu ortamlar fazlasıyla çeşitlendirilip çoğaltılabilir. Hal böyle olunca ev dışında kalan her yer çok acımasız, çok katı, geçişi mümkün olmayan karanlık sokak. Evinde güvende olan, sevilen, söz sahibi olan, varlığına saygı duyulan bireyler; hayatları boyunda doğru arkadaşlıklar kurup düzgün ortamlarda bulunurlar. Hata tabi ki yapabilirler. Ancak kendilerine duydukları güven bu hatan dönmelerine büyük yardımcıdır. Bu ortamın sağlamlığı da eşle vücut bulur. Tabi ki aile sadece çocuk değil. Önce biz doğmamış çocuğumuza ebeveyn seçerken ince eleyip sık dokuyacağız. Seçtiğimiz eş adayının, hatasını kabullenmesini sonra o hatadan nasıl döndüğünü tartacağız. Nasıl sevdiğini? Nasıl kıskandığını? Nasıl ve ne hızla öfkelendiğini? Ve sonra neler yapabildiğini gözlemleyeceğiz. Biz güvenli ortamı sağladıktan sonra sağlıklı birey yetiştirmek çok da zor olmayacak.

Sağlıcakla kalın…