Günümüz Türkiye’sinin modeline baktığımızda bariz bir şekilde eşitsizlikleri görebiliriz. Bu eşitsizlikler o kadar normalleştirilmiştir ki ‘olması gereken budur’ algısı yaratılmıştır. Ne demek istediğimi biraz daha açayım; Şu an ülkemizde sanki özel okula gitmek daha marifetli veya daha zeki insanların başarabildiği bir şey gibi insanlara algılatmaya çalışılıyor. Üstüne üstelik bunu, öğrenci üzerinden zekayla test ederek yaptıkları için bir öğrenciyi üste çıkarırken diğerini aşağılayabiliyor. Örneğin gelir durumu açısından (çevremden de incelediğim kadarıyla) belli bir x özel okuluna girebilmek için öğrenciler bazı sınavlara tabii tutuluyor.

Durumu iyi olmayan ailelerin tek umudu çocuklarının bu sınavdan yüksek bir yüzde ile ayrılıp okula ücretsiz veya daha az bir bütçe ile kayıt olabilmesidir. Fakat başka bir ailenin gelir durumu daha iyi olduğu için ve bundan kaynaklı olarak toplumda daha saygın bir kişiliğe sahip olduğu için onun çocuğunun sınavdan düşük bir yüzde alsa dahi x özel okuluna girme şansı daha yüksektir. Beni bu konuda rahatsız eden başka bir konu ise özel okullarda okuyan öğrencilerin başarı yüzdelerini çıkartıp diğer okullarla mukayese edilmesi. Bu karşılaştırma belki özel okulda yaşayan bireyleri motivasyon olarak etkileyebilir ama özel okula gidemediği için kalitesiz eğitim gördüğünü düşünen bireyler de doğurabilir.

Bahsettiğim bu durum toplumun içerisine yerleşmiş bir durumdur ve dolayısıyla böyle ilerleyen bir toplumda yenilik ve de yaratıcılık çok üçüncü dördüncü aşamaya atılan kavramlar olacaktır.Açıkçası ben dilerdim ki çoğu ülke ve yaşadığım ülke Finladiya’nın eğitim modelini uygulasın. Fakat ne yazık ki eğitim, Türkiye de içlerinde olmakla birlikte çoğu ülkede her zaman eşitsizliklere gebe kalmıştır. Mesela Finlandiya’da her okulun verdiği eğitim kalitesi aynıdır, eğitim kalitesinin her okulda aynı olması farklılıkları da ortadan kaldırır. Çünkü toplumsal olarak benim ailemin gelir durumunun düşük olması öğrenci olarak ülkemde beni etkilememelidir. Bence Finlandiya da bu dengeyi çok güzel başarmaktadır. Durumu daha iyi olan bir öğrenciyle daha alt sınıfa mensup bir öğrencinin aynı okullarda aynı eğitim kalitelerini almaları insani açıdan da her şeyin zenginlik veya yoksulluk olmadığını bizlere gösterir. Ortalama bir birey 5-6 yaşlarında eğitim kurumuna adım atıyorsa bir nevi hayata da adım atmış sayılır. Zenginin zenginlerle yola devam ettiği veya yoksulun daha yoksullarla devam ettiği bir sınıf veya eğitim ne kadar ileri götürebilir bizi?


Yine Finlandiya’nın eğitim sistemi üzerinden devam edecek olursam; Onlar için her bireyin eğitime başlama yaşı 7’dir. Bu o kadar yerinde bir karardır ki.. Sınıfsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmasının yanı sıra her bireye aynı anda eğitim çatısı altında sosyalleşme imkanı sunar. Çünkü baktığımızda 5 yaşında kreşte neredeyse harflerin çoğuna hakim olan bir çocuk 7 yaşında ilk kez eğitim alan bireylerle aynı ortamı paylaştığında onların öğrenmeden aldığı zevki tadamayacak ve tuhaf hissedecektir. Bizim ülkemizde çocuklar daha 4-5 yaşlarındayken eğitim kurumlarına teslim ediliyor, işte bu nokta eğitimde eşitsizliğin başladığı evredir. Çünkü Türkiye’nin nüfusuna baktığımızda kişi başına düşen milli gelir çok da yüksek bir meblağ değildir. Dolayısıyla 4-5 yaşındaki bireylerin bazıları evdeki ekonomik ve sınıfsal sıkıntılardan kaynaklı olarak birçok şeyden mahrum bırakılacaktır. Toplumda daha üst sınıfa ve ekonomiye mensup ailelerin çocukları ise yoksul ailelerin çocuklarına göre daha sıkıntısız evrelerden geçmiş olacaktır. Ama ben tam bu noktada bir şeye değinmek istiyorum; bence eğitim kurumlarına çocuklar 7 yaştan evvel gitmemeliler.

Çünkü bana göre en güzel eğitim ailede verilen eğitimdir. E Dolayısıyla 4 yaşındaki bir çocuk kreşte hayata çok farklı açıdan bakarken 4 yaşında ve kreşe gidemeyen bir çocuk ilerleyen yaşlarda onunla aynı fırsatları göremediği için kendisini eksik hissedecektir ki bu durumda da yine iki birey arasındaki sınıfsal ve ekonomik fark devreye girecektir. İşte görüyoruz ki aslında toplumun algıladığı eğitim anlayışı en büyük sınıfsal farklılığı ve eğitimde eşitsizlik konularını doğuruyor. Bir toplumda okulları kalite ve ekonomi bazlı seviyelere göre belirlemek maalesef ki kaliteli bireyler yetiştirmeyecektir. Aksine her zaman ayrışmaların ve çatışmaların olduğu ortamlar üreyecektir.

Bunun tam tersi olduğunda; yani zenginin de yoksulun da tek düze kaliteye sahip eğitim modelinden geçtiği bir eğitim düzeni oluştuğunda işte o zaman farklılıklar yıkılacak ve kaynaşmadan doğan yaratıcılık da devreye girecektir.Bahsettiğim tüm bu farklılıkları sosyal hayat içerisinde görmezden gelebiliyoruz. Aslında buna görmezden gelme değil de durumu benimsemiş olma desek daha doğru olur. Çünkü yeni gelen bireyler zaten sosyal farklılıkların ve eşitsizliklerin içine doğar. Dolayısıyla olması gerekenin böyle olduğunu düşünür. Belki herkesi aynı ekonomik gelire kavuşturmak zor olabilir ama ekonomi, eğitimde eşitsizliğin hem sebebi hem de sonucu konumunda olmamalıdır. Eğitim kavramını her insana eşit şekilde aşılamayı ve alt üst ilişkisine bakmadan belli bir düzeyde ilerletmeyi kendimize hedef olarak görmeliyiz.Mühim olan şey kalıplara sokulmadan sosyal hayat içerisinde var olabileceğimiz inancıdır…