Yedi düvel biliyordu çocuklarının olmayacağını. Kimi ak diyordu kimi kara. Kimi onda diyordu kimi yok bunda. İnsanoğlu nankör ve acımasız. Yaptığı yemekten, temizlediği evden, çalıştığı işe kadar hepsine konuşuyorlardı. İnsanlar ne tarafa konuşursa konuşsun ucu hep kadına dokunuyordu. Çok geceler alnı secdede, seccadeyi gözyaşlarıyla sulayarak geçirdi. Çok geceler sabahlar olmadı; odasına, mutfağına hatta evine, bahçesine sığmadı. Dert desen değil. Derdime yanayım. Hastalık desen değil şifası yok.  Rabbim’den gelen onunda eşinin de kabul ettiği durumu el ömürleri boyunca kabul etmemiş.

Beraber oturup çay içtiklerinde ikisi de uzaklara dalıp giderlermiş. Ama ikiside aklından geçeni dillendirmezmiş. Onların içinde yanan koru görüp su serpmek yerine herkes kuru olursa daha iyi yanar der gibi koca koca kuru kütükleri, boylarından büyük lafları atmışlar yüreklerine. Eltisinin çocuğunu sevmiş yap da kendininkine bak demişler. Görümcesinin çocuğunu sevmiş anası gibi olamazsın gelinisin demişler. Bacısının  çocuğunu sevmiş tamam anne yarısısın ama olmaz böyle senin olmuyor galiba demişler. Bahçesinde ki kediyi sevmiş yazık çocuğu yerine koyuyor demişler. Anlayacağınız herkes demiş dökmüş yıkmış kırmış biride dinlememiş. Neyin var? Dememiş. İyi misin ? Dememiş. Ama kimse susmamış.Hatta bazen eşiyle konuşurken bu davranış ve sözler üzerine. Şakalaşıp. Ne olacak bizim bu yalnızlığımızın içinde ki kalabalığımız der. Gülerlermiş içleri kan ağlasada.

         Herkes haklıymış herkes doktor kesilmiş herkesin bir fikri düşüncesi varmış. Yıllar yılları kovalamış ömür artık inişe geçmiş. Bu seferde bir Fatiha okuyanınız olmayacak mezarınız başında bir ağlayanınız olmayacak demişler. Yıllar çok şeyi değiştirmiş ama konuşulanları değiştirmemiş.

Zamanla sadece duymamayı öğrenmiş. Dinlememeyi. Gel dediklerine gitmemeyi. Onca kalabalığın içinde bir başına olmayı öğretmiş hayat ona. Tek azalmayan yüreğinde ki sevgi olmuş ömrü boyunca. İnsan ağacı, dalı, böceği, kuşu sever mi? Hepsini çok sevmiş. Hepsiyle ayrı ayrı konuşup ayrı ayrı dertleşmiş. Hem çocuğu yokta ne demek 30 yıllık öğretmenlik hayatında yüzlerce çocuğu olmuş kalp bağı kurduğum diye içinden geçirirmiş. 30 sene öncesinde konuştukları gibi de ne sessiz kalmış etrafı ne de kimsesiz. Ne kapısını çalan bitmiş nede halinin hatrının sorulmadığı bir günü geçmiş. Öyle güzel öğrenmiş ki doğurmadan anne olmayı. Öyle güzel çocukları olmuş hatta torunları. Şimdi bir bir torun evlendirmek bile nasip oluyormuş. Geriye dönüp baktığında yüzlerine kimsesizliklerini vuranlara haykırmak istediği onca şey olduğunu fark ediyormuş her defasında. Kimseye faydası olmayan onlarca kelimeyi sarf etmemek için hep zor tutmuş kendini.

Ömür bitiyormuş artık o da farkındaymış. Haraketleri yavaşlamış. Hep eski anılarını anlatır olmuş. Sofraya bir tabak bir çatal koyarken bile çabucak yoruluyormuş.

         Yine bir kış gecesi. Romatizmadan ağrıyan dizlerinin üzerine battaniyesini örtüp kitabını okurken. Kapı çalmış o gece olacakları hissetmişler gibi. Kırıkkale de öğretmenlik yaptığı zamanlardan kızı olan Fidan gelmiş eşi ve oğluyla beraber. Sarılıp hasret giderip geç saate kadar sohbet etmişler. Sonra yatakları serip uykuya geçmişler. Bu güzel kadın bir daha gözlerini açmamış sabaha.

Cenazesine 81 ilden hatta yurtdışından gelen çocukları olmuş. Yaradan herkesin inadına yalnız değildi ben vardım demiş adeta.

Sağlıcakla kalın.