MUHARREM AYI, AŞURE VE HİCRİ YILBAŞI

YAYINLAMA:
Bu yazımı, Hicri bir yeni yıla girmemiz vesilesi ile bütün İslam Âlemi için önem arz eden bir konudan: “Hicri Yılbaşı, Muharrem Ayı Ve Aşura’nın öneminden bahsetmeye çalışacağım. Âlemlere rahmet olarak gönderilen son Peygamber Hz. Muhammed (a. s. ), 571 yılında Mekke’de dünyaya geldi. 40 yaşına geldiğinde büyük meleklerden Cebrail (a. s. ) in, “Oku” diye başlayan ilk vahyi getirmesiyle hayatında yeni bir dönem başladı. Allah’ın, kulları arasından özel olarak seçtiği son Peygamberlik görevi Peygamberimiz (s. a. v.) 'e tevdi edildi. Artık hayatının bundan sonraki bölümünde peygamberlik mücadelesini yürütecekti. Kutlu davetin 13 yıllık ilk devresi Mekke’de geçti. Mekke müşrikleri, Peygamberimiz (s. a. v.) hakkında ölüm kararı alınca son 10 yılını da bu İlahi görevi devam ettireceği Medine’ye hicret (göç) ederek geçirdi. Hicret, hem İslâm dini, hem insanlık tarihinde bir dönüm noktasıdır. Hicret kaçış değil, güç toplama, devlet olma, kemale erme, ilahi hakikatlerin tüm insanlığa ve milletlere ulaştırılabilmesi için mekân değiştirme hamlesidir. Hicret, karanlıkları aydınlığa çevirecek olan İslâm medeniyetinin doğum sancısı ve çok önemli bir ivmesidir. Yıllarca müşriklerin baskı ve eziyetleri karşısında taviz vermeden, geri adım atmadan dinlerini yaşama mücadelesi veren ilk Müslümanların, özgür bir ortamda, inançlarını İslâm-Site devleti hâline dönüştürmelerinin şanlı hikâyesidir… İlk İslâm devletinin anayasası, hatta yeryüzündeki “yazılı ilk anayasa”, hicret sonrası Medine’de Hz. Peygamber’in (a. s. ) başkanlığında toplanan bir heyetçe hazırlanmıştır. Hicretten tam 17 yıl sonra, Hz. Ömer’in (r. a. ) halifeliği döneminde, sevgili Peygamberimizin (a. s. ) Mekke’den Medine’ye hicret ettiği 622 yılı, hicri takvimin birinci yılı kabul edildi. Miladi 622, hicri takvimin I. Yılı; Muharrem ayı da, hicri takvimin ilk ayı oldu. Hz. Ömer (r.a.) ve arkadaşları böylece, Müslümanların dini, ticari, sosyal ve siyasi ilişkilerini düzenleyen takvimlerini oluşturmuş oldular. Tarihe yön verecek, tarih yazacak olan Müslümanların kendilerine özgü bir kültür ve sosyal yapılanma içine girmeleri kaçınılmazdı… Hicri sene, miladi ve rumî takvimler gibi 12 ay esasına dayanır. İlk ay Muharrem’dir. Ondan sonra sırasıyla; “Safer, Rebiul-evvel, Rebiul-âhir, Cemaziyel evvel, Cemaziyel âhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkâde, Zilhicce” ayları gelir. Miladi yani güneş takvime göre bir yıl 365 gündür. Kameri (ay) hicri takvime göre ise bir yıl, 354 gündür. Dini İnancımıza göre, kutsal sayılan dini günlerimizi 354 günlük Kameri (ay) takvime göre yerine getiririz. Bu nedenle Ramazan ayı, dini bayramlar, hac ve kandiller gibi dini vecibeleri barındıran kutsal zaman dilimleri, her yıl 10 gün erken gelerek 34-35 yıllık insan hayatında tam bir dönüşümle dört mevsime yayılan bir akış gösterirler. Böylece, kutuplardan ekvatora kadar yeryüzünün değişik enlem ve boylamlarında yaşayan müminler de dört mevsimin uzayan kısalan günlerinde namaz ve oruç ibadetlerini eşit ve âdil bir düzen içinde ifa ederler. Sevgili Peygamberimiz (a. s. ) Medine’ye hicret ettiklerinde, bu şehirde Hıristiyan ve Yahudiler de vardı. Putperestler ve başka inanç mensubu topluluklar da mevcuttu. Medine-Site devleti anayasasında onların da hak ve hukukları güvence altına alındı. Farklı inanç ve milletlere mensup insanlar aynı devlet çatısı altında aynı şehirde birlikte hayatı paylaştılar. Birbirlerinin inanç, fikir ve düşünce yapılarına müdahale etmeden, karşılıklı saygı içinde yaşadılar. Hz. Peygamber (a. s. ) Medine’ye hicret ettiklerinde, Arabistan Yarımadasının pek çok bölgelerinde Muharrem ayının 10. günü “Aşure günü” olarak kutlanıyordu. Kureyş’liler arasında da Muharrem orucu biliniyordu. Mekke ve Medine’de yaşayan halk kutlamalar yapıyor, bu günde oruç tutuluyor, Kâbe’nin örtüsü de törenlerle bu gün değiştiriliyordu. Önceki Hakk dinlere göre 10 Muharrem’i kutsama ve o gün oruç tutma daha da yaygındı. Hz. Musa’nın Firavun’un zulmünden kurtulduğu gün olarak bu günde oruç tutulduğunu gören Efendimiz (a. s. ): “Biz Musa’ya daha layığız/yakınız” buyurarak bu günde oruç tuttular ve Müslümanları da bu konuda teşvik ettiler. Sevgili Peygamberimiz (a. s. ) başka hadislerinde: “Aşure günü oruç tutulmasının bir yıllık günahlara kefaret olacağını” (Tirmizi, Savm, 48) ve “Ramazan ayından sonra en faziletli orucun Muharrem orucu olduğunu” (Müslim, Sıyam, 102) müjdelediler. Peygamber Efendimiz (a. s. ), Ramazan orucu farz kılındıktan sonra aşure orucunu tutmaya yine devam etmişler ve Müslümanların da tutmalarını tavsiye etmişlerdir. Bu nedenle aşure orucu, nafile oruçlarındandır. Efendimiz (a. s. ), Yahudilere benzememek için bu orucun, Muharremin 9, 10 veya 11, 12. günleri tutulmasını önermiştir. Muharremin 10. günü veya buna yakın günlerde Nuh tufanından kaldığı rivayet edilen “aşure tatlısı” yapıp dağıtmak, başkalarına ikram etmek, asırlardır süren bir gelenek ve kültürümüzün bir parçası olma özelliğini korumaktadır. Günümüzde, memleketimizin her bir bölgesinde yaşayan Müslüman halkımız arasında aşure orucu tutma ve aşure tatlısı pişirip dağıtma geleneği bütün canlılığı ile sürmektedir. Müslüman Türkler’in dinî halk geleneğinde önemli bir yer tutan aşura, aynı zamanda, Muharremin onuncu günü başlamak üzere daha sonraki günlerde de özel merasimlerle pişirilip dağıtılan tatlıya (aşure) ad olmuştur. Eskiden beri devam eden aşure aşı, Osmanlılar döneminde sarayda da pişirilirilip helvacıların nezaretindeki aşçılar ve kiler ağaları tarafından hazırlanıp, Muharremin onundan itibaren “aşure testisi” adı verilen özel kaplarla saray dairelerine ve halka birkaç gün süreyle dağıtılırdı. Anadolu’da zengin aileler ve esnaf teşkilatları tarafından pişirilen aşure, sebilciler ve halkın iştirak ettiği merasimlerle dağıtılır, bazı bölgelerde aşure dağıtıldıktan sonra kurban kesilirdi. (DİA,C,4,s.26) Aşura’nın menşei ve bu zaman diliminde meydana gelen olaylarla ilgili, hadis, tarih ve fıkıh kitaplarında pek çok rivayetler mevcuttur. Yaygın ve meşhur olan rivayetlere göre insanlık tarihi boyunca Muharrem ayında dünya üzerinde meydana gelen olağan dışı büyük hadiseler şöyle özetlenebilir: -Hz. Âdem’in ve eşi Havva validemizin tövbesi bugün kabul edilmiştir. -Hz. Yunus, balığın karnından bugün kurtulmuştur. -Hz. İbrahim, Muharrem ayında dünyaya geldi ve o gün Nemrud’un ateşinden kurtulmuştur. -Hz. Musa ile mahiyetindekiler Firavun’un baskı ve zülmünden bugün kurtulmuştur. -Hz. Nuh’un gemisi yeryüzünde meydana gelen tufan sonrası Cudi Dağını bugün oturmuştur. -Hz. Yusuf, Muharremin onuncu günü atıldığı kuyudan kurtulmuştur. -Hz. Davud’un tövbesi Muharrem ayında kabul edilmiştir. -Eyüp peygamber hastalığından o gün şifa bulmuştur. -Hz. İsa (as) aşura günü doğmuş ve o gün göğe yükselmiştir. -Hz. Yakup peygamber kuyuya atılan ve yıllarca hasretinden ağlayıp beklediiği oğlu Hz. Yuduf'a o gün kavuşmuştur. -Peygamberimiz’ Hz. Muhammed Mustafa (s. a. v.) e, geçmiş ve gelecek günahlarının affedileceğine dair kendisine teminat verilmesi hicret ettiğiinde gerçekleşmiştir. - Aşura gününün İslâm tarihinde son derece acı ve siyasi bir yönü de vardır. O da sevgili Peygamberimizin (s. a. v. ) değerli torunu Hz. Hüseyin Efendimizin, 10 Muharrem 61’de (1 Ekim 680) Kerbela mevkiinde 70 civarında yakını ile birlikte şehit edilmesi hadisesidir. Şia mensupları bu günü, matem içinde, oruçlu, çıplak vücutlarına kanlar akıtırcasına vurarak yad ederler. Ehli-Sünnet mensupları, böylesi anma törenlerini uygun görmez fakat yaklaşık 15 asır önce yaşanan cinayetleri de asla tasvip edilmez. Kerbela’da akan kanlar elbette, akli selim sahibi her Müslüman’ı son derece üzmekte ve kederlendirmektedir. Fakat bizler, artık bugüne ve geleceğe bakmalı, bundan sonra, yeni Kerbela’ların yaşanmaması için alınması gereken tedbirler üzerinde yoğunlaşmalıyız. Geçmişte yaşananları Yüce Rabbimiz ve tarih yargılayacaktır! Biz bugüne bakalım! Bugün, ülkemiz üzerinde, Müslüman ülkeler ve Müslüman toplumlar üzerinde tehlikeli oyunlar oynanmaktadır! Dünya üzerinde 16. ve 17. yüzyıllarda başlayıp, 21. yüzyıla kadar devam eden sömürgecilik anlayışı, 20. yüzyılda Cihan Savaşları sonrası ve Orta Doğu ülkelerindeki petrolü kontrol altında tutma, yer altı zenginliklerini yağmalama, yeni üretilen harp sanayii silahlarını Müslümanlar üzerinde deneme, Müslümanları birbirlerine kırdırma, böl-parçala sömür taktikleriyle yeni haritalar çizerek süper devletlerin ağzına bakan kabile devletçikleri oluşturma hedefleri doğrultusunda sürdürülmektedir… Bu oyunları, Müslümanların feraseti bozacaktır. Sahnelenmek istenen oyunları, ancak Allah’ın yardımıyla, O’na layık kul olmak suretiyle bozabileceğiz. Maddi ve manevi sahada güçlenmek, özümüze dönmek suretiyle bu oyunlar etkisiz hâle gelecektir. Yardımı; Müslüman olarak birbirimizden ve Allah’tan bekleyelim. Yazımı, konumuza ışık tutacak bir ayetle bitirmek istiyorum. “Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler, ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (Âl-i İmrân, 3/160) Hicri yeni yılımız kutlu olsun, dünya- ahiret saadetimize vesile olsun inşaAllah.
Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız