Geçen yazıda çocuklarımızın omuzlarına yüklediğimiz beklentilerden, bitmek bilmeyen sınavlardan ve onları anlamaya çalışırken kendi çocukluğumuzu hatırlamamız gerektiğinden söz etmiştik.
Bugün bu düşüncenin peşinden gitmek istiyorum.
Bir an için hayal edin.
Yıllardır görmediğiniz biri karşınıza çıkıyor.
Yüzü tanıdık geliyor.
Bakışları tanıdık.
Gülüşü tanıdık.
Biraz daha dikkatli bakınca fark ediyorsunuz.
Karşınızdaki kişi yıllar önceki sizsiniz.
Belki ortaokul sıralarında oturan haliniz…
Belki elinde karnesi var.
Belki bir sınav sonucu bekliyor.
Belki ailesini mutlu etmeye çalışıyor.
Belki de sadece anlaşılmak istiyor.
Ne yapardınız?
İlk sorunuz notları mı olurdu?
Kaç puan aldığını mı sorardınız?
Yoksa yanına oturup sessizce onu dinler miydiniz?
Sanırım çoğumuz onu dinlemeyi seçerdik.
Çünkü büyüdükçe anlıyoruz ki çocukken bizi en çok yaralayan şey başarısızlıklar değildi.
Anlaşılmadığımızı hissetmekti.
Korkularımızın küçümsenmesiydi.
Duygularımızın görülmemesiydi.
Oysa şimdi geriye dönüp baktığımızda o çocuğun elinden tutmak geliyor içimizden.
Ona şunu söylemek istiyoruz:
“ Bu kadar korkma.”
“ Her şeyi hemen başarmak zorunda değilsin.”
“Herkes senden memnun olmak zorunda değil.”
“Hata yapacaksın ve bu dünyanın sonu olmayacak.”
Belki ona gelecekte yaşayacaklarını anlatmayız.
Karşısına çıkacak insanları…
Kazançlarını…
Kayıplarını…
Ama bir şeyi mutlaka söyleriz.
Hayatın sadece sonuçlardan ibaret olmadığını…
Çünkü yıllar sonra dönüp baktığımızda aklımızda kalanlar çoğu zaman aldığımız puanlar olmuyor.
Bize inanan bir öğretmen oluyor.
Yanımızda duran bir dost oluyor.
Bir yaz akşam oynadığımız oyunlar oluyor.
Birlikte gülüp eğlendiğimiz insanlar oluyor.
Ve fark ediyoruz ki çocukluğumuzun en değerli tarafı başarılarımız değil bize yaşattığı duygular oluyor.
Belki de bugün çocuklarımıza verebileceğimiz en değerli hediye budur.
Onları sadece başarılı olduklarında değil, her halleriyle görebilmek…
Onları sadece sonuçlarıyla değil, duygularıyla da anlayabilmek…
Çünkü bir gün onların da çocukluğu geride kalacak.
Ve yıllar sonra dönüp baktıklarında, hatırlayacakları şey kaç net yaptıkları değil ; o günlerde kendilerini nasıl hissettikleri olacak.
Belki bu yüzden, eğer bugün çocukluğum karşıma çıksaydı ona uzun uzun öğütler vermezdim.
Sadece omzuna dokunur ve ona şöyle derdim:
“ Merak etme…
Büyüyeceksin.
Bazen düşeceksin.
Bazen yorulacaksın.
Ama içindeki o güzel çocuğu kaybetmediğin sürece yolunu yeniden bulacaksın.”
Ve belki ilk kez o zaman fark ederdim:
Çocukluğumuz aslında geride bıraktığımız bir dönem değil.
Hala içimizde yaşamaya devam eden en saf yanımızdır.
Kişisel saldırılar yapmayın: Yorumlarınızda diğer kullanıcıları veya kişileri hakaret içeren ifadelerle suçlamayın veya aşağılamayın.
Irkçı, cinsiyetçi veya ayrımcı yorumlar yapmayın: Yorumlarınızda ırk, cinsiyet, etnik köken, din, cinsel yönelim veya herhangi bir ayrımcılık unsuru içeren ifadeler kullanmayın.
Yasa dışı faaliyetleri özendirmeyin: Yorumlarınızda yasa dışı faaliyetleri özendiren veya teşvik eden ifadeler kullanmayın.
Özel bilgileri paylaşmayın: Yorumlarınızda başkalarının özel bilgilerini paylaşmayın, bu bilgiler kullanıcıların adını, telefon numarasını, adresini, e-posta adresini veya diğer özel bilgileri içerebilir.
Spam ve reklam yapmayın: Yorumlarınızda spam veya reklam içeren ifadeler kullanmayın. Yorumlarınızın reklam içermemesine özen gösterin.